Azami Kâr Ya Da Açlık Estetiği

SEKANS

Azami Kâr Ya Da Açlık Estetiği



Neoliberalizm, serbest piyasa düzenlemesiyle rekabetin teşviki, özel sektörün ekonomiye yön vermesi, özelleştirmenin yayılması, sosyal desteklerin asgariye indirilerek bireyin kendi ekonomik sorumluluğunu üstlenmesi ve küreselleşme adımlarını içeren iktisadi bir doktrindir. Bu parlak fikirler, uygulandıkları coğrafyalara kısa sürede iktisadi saldırganlıkta sınır tanımazlık, sosyal dengesizlik, kemer sıkma politikaları ve asgari maliyet–azami kâr odaklı üretim getirdi.

SSCB’nin dağılmasının ardından sosyal devlet programlarını rafa kaldıran emperyalist kamp, küresel ölçekte kemer sıkma ve azami kâr hedefiyle, hükmü bulunan toplumların psiko-sosyal dizaynına yöneldi. Düşük maliyet, kitle manipülasyonu ve azami kâr biçiminde formüle edilebilecek denklemde vatandaşlık ilişkisi; ürün/hizmet sunan–müşteri ilişkisi biçiminde yeniden kuruldu.

90’lı yıllarda başlayan, 2000’lerde hız kazanan toplum mühendisliği müdahaleleri; gıda, barınma, giyim gibi temel ihtiyaçlara yönelik yeni standartların belirlenmesi amacıyla bilim insanları, kanaat önderleri, film yıldızları, şarkıcılar ve modellerin kitlelere yön vermesi yoluyla gerçekleşmekteydi. Tüm bu kişi ya da gruplar toplamda aynı ortak mesajı veriyordu: “Toparlanın! Şimdi hepiniz için kemer sıkma zamanı!”

Azami kâr estetiğinin inşası için fiziksel yapılarıyla öne çıkan oyuncular, şarkıcılar ve modellerin ölçülerindeki daralmayı, giyim endüstrisindeki düşük maliyetli üretime geçiş izledi. Ekran ve sahnedekilerin diyetten geçmiş zayıf bedenlerini artık daha az ve daha ince kumaşla; dar ve kısa kollu tişörtler, dar ve kısa paçalardan oluşan pantolonlar örtmekteydi.

İkonik markaların yeni üretim standartları ve ölçekleri, değişimin gözle görülür ilk örneklerini sundu. Sokak kültürünün köklü markalarından Levi’s’ın yaklaşık olarak 1996–1999 arasındaki nostaljik “Levi’s Vintage Clothing (LVC)” serisi ve ardından 2000’lerin başlarında ağır sanayi işçilerine öykünme niteliğindeki kirli pantolon, eskitme pantolon modası, estetize edilmiş yoksulluğun manifestosu niteliğindeydi.

90’ların ilk yarısında klasik ölçülerini koruyan markanın 501 modelinin o dönem için ortalama ağırlığı 600–800 gram arasındayken, günümüzde 500–650 gramdır. Streç karışımlı veya hafif denim pantolonlarda ağırlıklar ise 300–500 grama kadar düşmektedir.

Bunu tamamlayan bir diğer düzenleme, ekmek, konserve ürün ve porsiyon gramajının düşmesi; paketli ürün içeriklerindeki sayısal azalmayla geldi. Türkiye Beslenme Rehberi’nin standart ihtiyaca göre bir tam porsiyon önerisi et için 100–120 gram, sebze için 100–150 gramdır. Buna karşın bugün et için 60 gramlık porsiyonlarla dahi servis yapılmaktadır. Yabancı menşeli fast-food zincirlerinde de durum farklı değildir: Sık tüketilen ürünlerin başında gelen patates kızartması için belirlenen porsiyonlar 70 gram, 100 gram ve 150 gramdır.

Özellikle Türkiye gibi gelişkin yemek kültürüne sahip ülkelerde, sunulan hizmetlere ait ikramların ücretlendirilmesi gibi uygulamalar, o coğrafyaların kültürel sunum standartlarında köklü değişiklikler yaratmaktadır. Söz gelimi Güneydoğu’nun bilinen lezzetlerinden şiş kebapla ikram edilen mezeler ücretlendirildiğinde, bu durum o ürünün kültüründe de tarihsel bir aşınmaya neden olmakta; toplumsal ilişkiler başkalaşıma uğramaktadır.

Yerel kültürlerin, kendi değerleriyle paralel gelişim göstermiş sunum ölçek ve üslupları tarihselliği öncelerken kapitalist saldırganlık, toplumların üzerine azami kâr dürtüsüyle motive olmuş kasıtlı bir tarihsizleştirmeyle çullanıyor. 24 Ocak 1980’den bu yana uygulanan neoliberal program nedeniyle yaşadığımız toplumsal erozyon, bunun gibi kültürel standartların yerlerini küresel ticari tavra bırakmasının bir toplamıdır.

Mehmet DOĞAN