MİTOLOJİLERDE KADININ DÜŞÜRÜLMESİ: ZİRVEDEN İLK KIRILMAYA

MİTOLOJİLERDE KADININ DÜŞÜRÜLMESİ: ZİRVEDEN İLK KIRILMAYA

 

 

MİTOLOJİLERDE KADININ DÜŞÜRÜLMESİ: ZİRVEDEN İLK KIRILMAYA

Mitoloji deyip geçmeyin. Mitolojilerin kalbi toplumlarla birlikte atar. Zira mitolojileri yaratanlar toplumlardır. Ve evet, mitolojilerde kadının ve erkeğin rolünü belirleyen temel unsurlar toplumsal dinamiklerin değişip dönüşmesiyle yepyeni bir boyuta taşınmıştır. Biz, mitolojilerde kadının düşürülmesini ve canavarlaştırılmasını ele alırken aslında kadının tarih sahnesinden nasıl düşürüldüğünü de ele almış oluruz. Kısacası temelde mitolojiler toplumları, toplumlar ise mitolojileri besler, yaratır.

Mitolojilerde kadının düşürülmesini ele almak için önce zirve noktasına bakmamız gerekir. Yani Neolitik Dönem’e. Bu çağda kadın, yaşamın merkezinde olan yaratıcı güçtür. Çünkü en temelde insanlar doğumu gözlemlemişlerdir. Ana tanrıça inancının hâkim olduğu bu çağda kadın; tohumu tanır, toprağı işler, topluluğu doyurur. Bu yüzden kadın, tanrıçadır ve kutsaldır.  Neolitik Dönem’de kadın, henüz ataerkil düzenin kıskacına takılmamış, mülkiyet savaşları toplulukları esir almamıştır. Eşitliğe dayalı bu düzen tanrıçanın vahşi dişil ruhuyla sarılıp sarmalanmış hâldedir.

Bu çağın bir devamı niteliğinde olan Sümer şehir devletleri ana tanrıça inancını benimseyerek bu inancı kurumsallaştırmıştır. Ana tanrıça inancının izlerini yoğun olarak gördüğümüz Sümerlerde bu izler kadını; toplumsal, siyasi ve hukuki anlamda korumuştur. Kadın, Sümerlerde pasif bir nesne değildir. Her bir kadın her şeyi doğuran Ana Nammu ile şehirlere hükmeden İnanna'nın yeryüzündeki gölgesidir. Bu bağlamda Sümerler; vahşi dişil tanrıça ruhunun tarih sahnesindeki son kalesidir diyebiliriz.

Bahsettiğimiz bu iki dönemde farklı şekillerde olsa da toplulukların yaşam kaynağı olan kutsal kadın figürü ilk kırılmasını Babil İmparatorluğu’nda yaşamıştır. Babil’in merkeziyetçi imparatorluk yapısının güçlenmesi ile kadının kutsaliyeti kasten kırılır. Tarihin başlangıcından bu yana süregelen ana tanrıça inancının izleri silinir ve tanrıçaların yeryüzündeki gölgeleri olan kadınlar hiçleştirilir. Sümerlerde evreni doğuran kadın, Babillerde eve hapsedilir. Böylelikle günümüze değin uzanacak olan kadını köleleştirme politikalarının temelleri atılmış olunur. Babil’in yaratılış destanı olan “Enuma Eliş” eril bir aklın eseri olup kadının itibarına yapılmış en büyük saldırıdır. Destan; evrenin başlangıcında tanrıların savaşını ve genç erkek tanrı Marduk’un nasıl lider olduğu konu almaktadır.  Genç erkek tanrı Marduk, her şeyin anası konumundaki devasa deniz canavarı veya ejderhası olarak adlandırılan Tiamat’ı öldürür. Marduk, Tiamat’ı ikiye böler; bir parçasından yeri diğer parçasından ise göğü yaratır. Yani bu destana göre dünya “öldürülen bir kadın bedeni” üzerinden yaratılır. Destan boyunca dişilik, “kaos” ve “kötülük” olarak sunulurken erillik, “düzen” ve “akıl” olarak kutsanır. Sümerlerde hayat veren “Ana” Babillerde bir “canavara” dönüştürülmüştür.

Enuma Eliş Destanı’ndaki bu cinayet Babil sokaklarında kendisini “Hammurabi Kanunları” olarak göstermiştir. Sümerlerde; toplumsal yapının, hukukun, ticaretin ve siyasetin merkezinde olan kadın bu kanunlar aracılığıyla artık erkeklerin gölgesine hapsedilmiştir.

Sonuçta içinde yaşamaya çalıştığımız bu patriyarkal düzen Marduk’un kılıcıyla kurulmuştur. Marduk ikiye böldüğü Tiamat’ın şahsında tüm kadınları ikiye bölerek öldürdüğünü düşünmüştür. Ancak gerek Marduk gerekse de onun kanla kardeş olduğu ardıllarının unuttuğu şudur: Vahşi dişil ruh, hala kadınların bedenlerinde yaşamakta ve evrenle birlikte nefes almaktadır. Hiçbir kılıç, hiçbir kan kokusu, hiçbir itibarsızlaştırma politikası kadının hafızasından ve kalbinden ana tanrıça inancını söküp atamayacaktır.

                                                                                                                                                                            - BERNA GÜZEL -

TÜM YAYINLAR