Aı Dil Modellerinin Kör Noktası: Tolkien’in Kaleminden “A Secret Vice”
"Dil yalnızca hesaplama değil, kişisel estetik tercihin dışavurumudur."
Bir kedinin çiftleşme macerası nasıl olur da devlet meselesine dönüşür?
Devletlü, inâyetlü, bî-minnet velinimetim Sultanım Hazretleri!
Ebû Hüreyre misali devlet-sarây-ı âlîlerinin, ünsiyet etmemiz lazım gelen dişi hemcinslerimizle dolup taşması duaları icâbet makamına arz kılındıktan sonra, aklı noksan bu hüreyrenin arz-ı hâli ve garip maceralar sahibi câriyenizin niyaznâmesi oldur ki:
Henüz mart gelmeden ve mahallemizin dişi kedilerinden hiçbiri perde-bîrûn olma vâdilerine düşmeden, bu câriyeniz, kelimelerimizin en mühim parçalarından, harf ve lügatimizin en meşhur ve en çok kullanılanlarından olan vav harfinin mahrecini beldemizin karrâsından, Tekir nâm ve Vânî mahlaslı, iri cüsseli bir kediden tashih ve tahsil edip “mav! mav!” nağmesini meşk ve tâlim etme sevdasına kapılarak ve nâbe-hengâm harekete geçerek beyhûde yere halkın bacalarını yıkıp, damdan dama sıçrayarak kiremitlerini döküp, nice tiryâkînin keyfini tebâh ve nice derdmendi gece uykusundan mahrum eylediğimin mükâfatı olarak ve hususiyle bir yaban kedisi gibi efendimden izinsiz tâlim ve teallüm, tecvîd üzere tekellüm, hatta teâti ve teâmül ve nihayet tevâlid ü tenâsül derdine düşmüş olmamın cezası olarak birkaç kere âleme rüsva olmak derecelerine varıp, kuvvetsiz kalıbımın anadan doğma hırkası olan hoş nakışlı, kaplan desenli postumun vaşak kürküne ilâve edilmesi tehlikesine kadar geldikten sonra, nimetin ve iffetin kadrini anlayıp, cân u gönülden yeniden ünsiyet kurmaya başladım. Lâkin Efendim Hazretleri dahi, “Kedi ne, buldu ne!” meseli gereğince, cismime nispetle cüsseli görünen cürmümün inâyet etekleriyle himaye buyurulduğuna alâmet olmak üzere, arz-ı hâlimin başını “hubbü’l-hirre mine’l-îmân” unvanıyla donatıp, mübtelâ olduğum dehşetli tehlikelerden beni âzâd ederek ve âcizâne rütbemin kedileri imrendirecek derecede ziyade buyurulması hususunda emr ü fermân efendimindir.
Kadim câriyeniz
Tekir binti Pamuk
Yukarıda yer alan metin Ebû Bekir Kânî’nin Hirrenâme’sinden. Bir kedinin macerasının arz-ı hâle dönüşünü görüyoruz. Tekir binti Pamuk, kendisini bir cariye, sahibini ise hüküm ve ihsan sahibi bir makam olarak konumlandırır. Yaptıklarını cürüm sayar, uğradığı cezaları anlatır, bağışlanmayı bekler. Bununla da yetinmez; âcizane rütbesinin diğer kedileri imrendirecek derecede yükseltilmesini ister. Kânî, arz-ı hâlin yapısal biçimini bozmaz. Hitaplar, dualar, suçun itirafı, inayet talebi ve son kararı makama bırakan kapanış aynıyla yer alır. Bu biçimin içine bir kedinin çiftleşme macerasını yerleştirir. Metnin hicvi de büyük ölçüde buradan doğar. Tekir’in davranışları resmî bir meselenin ciddiyetiyle anlatılırken o ciddiyeti üreten dil, üzerine uygulandığı olay yüzünden başka türlü duyulur.
Hirrenâme’yi bugün yeniden çevirirken karşılaştığımız güçlük, bu iki düzeyi birbirinden ayırmadan taşıyabilmekti. Metindeki eski kelimelerin karşılıklarını bulmak mümkündü fakat onları değiştirdiğimizde neyin kaybolacağını da hesaba katmamız gerekiyordu zira “devletlü”, “arz-ı hâl”, “cariye”, “inayet” ve “emr ü fermân” gibi hitaplar dönemin söz varlığına ait olmakla birlikte Tekir’in kendisini hangi ilişki biçiminin içine yerleştirdiğini de gösteriyor. Aynı şekilde vav (و) harfinin mahrecinden “mav! mav!” nağmesine uzanan oyun, açıklanıp geçilecek bir kelime şakasının ötesinde Kânî’nin metne yerleştirdiği kelime oyunlarından biri konumunda.
Bu nedenle çeviride anlaşılabilen ve hicvi taşıyan eski ifadeleri koruduk, anlamın kapandığı yerlerde ise söz dizimini açtık. Bu tercihlerin metnin sesi üzerindeki etkisine yazının sonunda yeniden döneceğiz.
Çevirinin çıkış noktası buydu. Fakat Hirrenâme’nin yalnızca nasıl çevrileceği değil, nasıl okunacağı da üzerinde durulması gereken bir mesele. Kânî’nin devlet hizmetinde edinmiş olduğu yazı tecrübesi, Münşeât içindeki mizah anlayışı ve arz-ı hâl biçimini kullanma tarzı, metnin hicvini anlamak için birbirinden ayrı düşünülemez. Üstelik Hirrenâme’nin bugün elimizde bulunan basılı örneklerinden biri, Ebüzziya Tevfik’in Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmâniyye’sinde yer alıyor. Kânî’nin bir kedinin ağzından kurguladığı bu mektup, yaklaşık bir yüzyıl sonra Osmanlı nesrinin seçilmiş örneklerinden biri olarak yeni bir okur kitlesine sunuluyor.
Hirrenâme’yi yeniden okurken bu iki bağlamı birlikte ele almak gerekiyor. Kânî’nin arz-ı hâl diliyle oluşturduğu edebî biçim ve Ebüzziya’nın bu metni seçerek onu başka bir edebî bağlama taşıması okumamızın temelini oluşturuyor.
Tekir binti Pamuk’un Arz-ı Hâli
Hirrenâme’deki resmî dil biçiminin temel noktasını anlamak için Kânî’nin dünyasına kısaca bakmak gerekiyor. 18. yüzyılın nesir ustalarından Ebû Bekir Kânî, edebiyat tarihinde şiirlerinden çok mektupları ve mizahi nesriyle öne çıkan bir isim. İstanbul’a geldikten sonra devlet hizmetine girmesi, Divân-ı Hümâyun Kalemi’nde bulunması ve daha sonra farklı görevlerle Balkanlar’da çalışması önemli bir ayrıntı çünkü resmî yazışma diline hâkimiyeti mesleki bir beceri aslında (Kayaalp, 2001, s. 306-307). Elbette bu durumun Kânî’nin bürokrasiyi neden veya hangi niyetle hicvettiğini tek başına açıkladığını söyleyemeyiz fakat Hirrenâme’deki hitapların, makam karşısında küçülmenin, talep ve dua kalıplarının neden böylesine rahat işletilebildiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Bu yazı pratiğinin asıl alanlarından biri Münşeât. Kânî’nin mektuplarını barındıran eser yalnızca özel haberleşmenin kaydı olmanın ötesinde farklı muhataplara göre ses değiştiren, mizahın, nüktenin, hezlin ve hicvin ciddi yazı biçimleriyle yan yana gelebildiği geniş bir nesir alanı (Haksever, 2016, s. 51-58). Hirrenâme de bu dünyanın içinde duruyor.
Daha ilk hitapta ilişki kuruluyor. Karşısındaki kişi artık yalnızca kedinin sahibi değil; “Devletlü, inâyetlü” bir “velinimet”. Tekir de evin kedisi olmaktan çıkıp onun “cariye”si oluyor. Biri inayet gösterebilir, himaye edebilir, cezalandırabilir; diğeri kusurunu anlatmak, kendisini mazur göstermek ve bağışlanmayı beklemek zorunda. Üstelik bütün bunlar henüz mart gelmeden yaşanıyor. Mahalledeki diğer dişi kediler henüz “perde-bîrûn” olmadan Tekir vakitsizce harekete geçmiş; vav harfinin mahrecini Tekir nâm ve Vânî mahlaslı iri cüsseli bir kediden öğrenme bahanesiyle damdan dama dolaşmış, bacaları ve kiremitleri yerinden etmiş, tiryakilerin keyfini kaçırmış, insanları gece uykusundan etmiştir.
Bu suçun bir cezası var. Tekir âleme rüsva oluyor hatta güzel, kaplan desenli postunun vaşak kürküne ilave edilmesi tehlikesiyle karşılaşıyor. Sonunda “nimetin” ve “iffetin” kadrini anlayıp yeniden ünsiyet arıyor. Hiciv unsuru metinde katmanlanarak ilerliyor ve yalnızca affedilmeyi değil “âcizane rütbesinin” diğer kedileri imrendirecek kadar yükseltilmesini de talep ediyor. Tekir’in af talebi bir terfi meselesine dönüşüyor elbette en üst karar mercinin lütfuyla: “Emr ü fermân efendimindir.”
Gülmenin Hedefi
Hirrenâme için “bürokrasi hicvi” demek mümkün. Nitekim Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “Hiciv” maddesi metni “bozuk işleyen devlet çarkının eleştirisi” ve “yozlaşan genel kabullerin yerilmesi” bağlamında değerlendiriyor (Pala ve Akkuş, 1998, s. 450-452). Kânî’nin Hirrenâme’sinde bürokrasinin ilişki biçimleri metni sarıyor. Makam ve tabi olmak, izin ve itaatsizlik, suç ve ceza, inayet ve himaye, rütbe ve ihsan gibi kavramlar bütüne hâkim. Arz-ı hâlin biçimi bozulmuyor. Makamı yücelten hitaplar yerinde. Tabi kendisini küçültmeye devam ediyor. Kusur itiraf ediyor, merhamet ve himaye bekliyor. Kânî bütün sistemi çalışır vaziyette tutuyor. Sadece ortasına Tekir binti Pamuk’u yerleştiriyor ki parodi tam da burada görünür oluyor. Bir kedinin çiftleşme arzusu “cürüm” olduğunda, sahibinin öfkesi cezaya, affı inayete, eve kabulü himayeye, yeniden göze girmek ise rütbeye dönüşürken resmî dil birdenbire olayın kendisinden çok daha büyük görünmeye başlıyor. Gülmenin bir kısmı, arz-ı hâl sahibinin kedi olmasından; diğer kısmı, bu küçücük hadiseyi böylesine büyük bir ciddiyetle ele alan ifade yapısından ileri geliyor. Makam karşısında kullanılan dil ön plana çıkıyor. Tekir binti Pamuk, baştan sona kendisini küçültürken karşısındaki otoriteyi büyütüyor. Hitap biçimi, yaptığı şeyi bu makamın kabul edebileceği biçimde yeniden kurma çabasını yansıtıyor; suçu bürokrasi diliyle tarif ederken affı ve rütbeyi, otoriteden bekliyor.
Ebüzziya’dan Geleceğin Edebiyatına
Hirrenâme’nin serüveni Kânî’nin Münşeât’ıyla bitmiyor. Metin yazma geleneği içinde dolaştıktan sonra 19. yüzyılda Ebüzziya Tevfik’in Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmâniyye’sinde yeniden karşımıza çıkıyor. Burada artık başka bir tarihsel anın içinde buluyoruz kendimizi. Ebüzziya’nın yaptığı işi yalnız eski metinleri toplayıp basmak olarak düşünürsek Hirrenâme’nin bu kitaptaki yerini de eksik okuruz. Nümûne geçmişten kendi zamanına doğru bir nesir çizgisi kuruyor. Ebüzziya mukaddime niteliğindeki “Ashâb-ı Mütâlaaya” bölümünde yöntemini açıkça söylüyor: “Bu mecellede tutduğum usûl mâzîden hâle nazardır” (Ebüzziya Tevfik, 1308).
Bu cümle Nümûne’nin mantığını büyük ölçüde açıklıyor. Geçmiş yalnız muhafaza edilmiyor; seçiliyor, sıralanıyor ve bugünden değerlendiriliyor. Ebüzziya bu konuda tarafsız görünmeye de çalışmıyor. Uzun bir edebî geçmişten sınırlı sayıda yazarı seçmesini savunuyor; ağır ve taklide dayalı inşayı geleceğin edebiyatı için örnek alınacak bir yol olarak görmüyor. Eski yazarların kabiliyetlerini reddetmeden, tuttukları yolu kendi edebiyat anlayışından ayırıyor (Özbek, 2022). Bu yüzden Kânî’nin Nümûne’de bulunması dikkat çekici. Ebüzziya, ağır nesre mesafeli olduğu hâlde Kânî’yi dışarıda bırakmıyor. Hirrenâme, Nümûne’ye girdiği anda Kânî’nin nesrinden, dolayısıyla Osmanlı nesrinden gösterilmeye değer bir örnek hâline geliyor.
“Nümûne” kelimesi burada özellikle anlamlı. Tekir binti Pamuk’un arz-ı hâli bir yandan hâlâ aynı gülmece metin; öte yandan başka metinlerle yan yana getirildiğinde Osmanlı nesrinin seçilmiş bir örneği olarak yeni bir işlev kazanıyor. Ebüzziya Hirrenâme’yi başka metinlerin arasına yerleştirerek onun okuma bağlamını değiştiriyor.
Hirrenâme Nasıl Görüldü?
Hirrenâme, araştırmacıların da dikkatini çeken bir metin. Muhittin Eliaçık, 1999’da Türk Dili dergisinde yayımlanan “Tokatlı Kânî’nin Hirre-nâme Adlı Mektubu Üzerine” başlıklı yazısıyla doğrudan metni ele alan çalışmalardan birini kaleme aldı (Eliaçık, 1999, s. 550-554). Daha sonra Kânî’nin mektupları, mizah anlayışı ve Hirrenâme farklı çalışmalar içinde yeniden değerlendirildi.
Halil İbrahim Haksever’in “Kânî Münşeâtında Mizah” başlıklı çalışması Hirrenâme’yle sınırlı olmamakla birlikte Kânî’nin mektuplarında mizah, nükte, hezl ve hicvin nasıl yan yana gelebildiğini göstermesi bakımından önemli. Haksever, Kânî’nin ciddi ifade biçimleriyle mizah arasında kurduğu ilişkiyi Münşeât’ın bütünü içinde değerlendiriyor (Haksever, 2016, s. 51-58). Abdulmuttalip İpek ise “Edebiyatımızda Mizah ve Hiciv Unsuru Olarak Kedi ve Kânî ile Namık Kemal’in Hirre-nâme’si” başlıklı çalışmasında Kânî’nin metnini kedi, mizah ve hiciv ilişkisi içinde ele alıyor ve Hirrenâme’yi edebiyatımızdaki kedi anlatılarıyla birlikte okuyor (İpek, 2019, s. 49-61).
Mesut Koçak ve Kemal Yavuz’un “Mizah Edebiyatımızda Ebüzziya Tevfik’in Kânî’ye Bakışı” çalışması ise burada üzerinde durduğumuz ikinci bağlam açısından önemli. Çalışma, Kânî’nin Ebüzziya tarafından nasıl değerlendirildiğini ve Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmâniyye içindeki yerini inceliyor (Koçak ve Yavuz, 2019). Son yıllarda Kânî’nin mektupları metin neşri bakımından da yeniden ele alınıyor. Gökhan Alp’in hazırladığı 2024 tarihli Münşeât-ı Kânî: Kânî’nin Mektupları neşri, farklı yazma nüshalarından hareketle Kânî’nin mektuplarını daha geniş bir metinsel bağlam içinde değerlendirme imkânı veriyor. Bu çalışmalar, Hirrenâme’nin mizah ve hiciv geleneği içindeki yerini, Kânî’nin nesir anlayışını ve metnin aktarımını farklı yönlerden ele almasıyla önem taşıyor. Bu yazıda ise ağırlık, kedinin kendisinden çok onun aracılığıyla çalıştırılan arz-ı hâl ve makam diline, ardından Ebüzziya’nın seçimiyle metnin kazandığı yeni bağlamı vermeyi uygun gördük.
Hirrenâme’yi Bugün Çevirmek
Amacımız, Hirrenâme’yi birebir günümüz Türkçesine çevirmek olmadı. “Devletlü, inâyetlü, bî-minnet velinimetim Sultanım Hazretleri!” hitabını bütünüyle çağdaş Türkçeye çevirmek mümkünken ilk satırda kurulan toplumsal mesafeyi ve döneminin dilini yok etmek istemedik. “Devletlü” bu yüzden kaldı. Aynı gerekçeyle “arz-ı hâl”, “cariye”, “inayet” ve “emr ü fermân” gibi kelimelerin bir bölümü de metinde yaşamaya devam etti. Benzer biçimde metnin sonlarına doğru geçen “hubbü’l-hirre mine’l-îmân” ibaresinde Ebüzziya’nın 1308 baskısındaki Arap harfli metnini esas aldık. Bu özgün kelimeleri korumamızın nedeni dönem dilini yansıtmalarıyla birlikte metindeki hiyerarşiyi ve hicvi de taşımalarıydı. Anlamı bütünüyle kapatmadıkları sürece bu ifadelere müdahale etmedik.
Söz diziminde de benzer bir sorunla karşılaştık. Hirrenâme’nin merkezindeki uzun cümleyi bugünkü Türkçenin alışkanlıklarına göre birkaç kısa cümleye bölmek metni kuşkusuz rahatlatırdı fakat Tekir’in kendi cürmünü anlatırken suçları, mazeretleri, tamlamaları ve gerekçeleri üst üste yığan sesi de kaybolurdu. Cümlenin yoruculuğu kusur değildir; arz-ı hâlin aşırılığının bir parçasıdır.
Bazı yerlerde ise sözcüğe bağlı kalmak yerine sözcüğün işlevini çevirmek gerekti.
“Cismime nisbetle cesîm görünen cerîmem” bunlardan biri. Buradaki “cism”, “cesîm”, “cerîme” yakınlığı yalnız anlam taşımıyor; cümle kendi sesiyle de oynuyor. “Cismime nispetle cüsseli görünen cürmüm” karşılığı, bu yüzden birebir bir aktarım değil. Özgündeki ses hareketinin bugünkü Türkçede yeniden kurulması için yapılmış bilinçli bir müdahale aynı zamanda. Özetle metodumuz, sözcükle birlikte sesi ve güldürüyü de çevirmekti.
Yararlanılan Çalışmalar
Ebüzziya Tevfik. Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmâniyye. 4. bs. İstanbul: Matbaa-i Ebüzziya, 1308.
Eliaçık, Muhittin. “Tokatlı Kânî’nin Hirre-nâme Adlı Mektubu Üzerine.” Türk Dili, S. 570, 1999, s. 550-554.
Haksever, Halil İbrahim. “Kânî Münşeâtında Mizah.” Journal of Turkish Language and Literature, C. 2, S. 4, 2016, s. 51-58.
İpek, Abdulmuttalip. “Edebiyatımızda Mizah ve Hiciv Unsuru Olarak Kedi ve Kânî ile Namık Kemal’in Hirre-nâme’si.” Türk Edebiyatında Mizah Sempozyumu. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2019, s. 49-61.
Kânî, Ebubekir. Münşeât-ı Kânî: Kânî’nin Mektupları. Haz. Gökhan Alp. Ed. Derya Örs. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2024.
Kayaalp, İsa. “Kânî.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C. 24. İstanbul: TDV Yayınları, 2001, s. 306-307.
Koçak, Mesut ve Kemal Yavuz. “Mizah Edebiyatımızda Ebüzziya Tevfik’in Kânî’ye Bakışı.” Türk Edebiyatında Mizah Sempozyumu. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2019.
Özbek, Adem. “Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmâniyye (Ebüzziya Tevfik).” Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü. 20 Ağustos 2022.
Pala, İskender ve Metin Akkuş. “Hiciv.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C. 17. İstanbul: TDV Yayınları, 1998, s. 450-452.
(Makale için kullanılan görseller AI dil modelleri desteğiyle oluşturulmuştur.)
All rights reserved – Copyright by Ümmü Akkuş – 2026*