Neden Hâlâ Orwell?
Siyaset ve İngiliz Dili'ni Yeniden Okumak
"Dil yalnızca hesaplama değil, kişisel estetik tercihin dışavurumudur."
İngiliz filolojist ve yazar J. R. R. Tolkien, “Middle-earth” adını öncelikle Eski İngilizce middangeard sözcüğünün modern bir karşılığı olarak kullandı. Quenya ve daha sonra Sindarin adını alacak Elvişçe dil tasarımlarıyla Orta Dünya mitolojisi uzun yıllar boyunca birbirini besleyerek gelişti. Tolkien’in “Orta Dünya”sı ve dil bilim mirası edebiyattan sinemaya kendi okur ve izleyici kitlesini yarattı.
Filoloji Profesörü Tolkien, kırk yıla yakın bir süre Leeds ve Oxford’da Eski ve Orta İngilizce, Eski Nors ve Gotça dersleri verdi; uluslararası akademik camia için bir referans noktası olarak etkisini bugün de sürdürmektedir. Geriye şiirlerden, masallardan, illüstrasyonlardan oluşan dev bir arşiv bırakan Tolkien’in akademik çalışmaları arasında “A Secret Vice” aykırı bir yerde konumlanır zira ne bir filoloji makalesidir ne de bir edebiyat eleştirisi. Belki de bu yüzden Tolkien’i anlamak için Yüzüklerin Efendisi’nden başlamak doğru yol olmayabilir çünkü filoloji çalışmaları göz önüne alındığında tüm romanları birer sonuçtur.
29 Kasım 1931’de Oxford’daki Pembroke College’da sunulan bu konuşma daha çok bir düşünce deneyi düzeyindedir. Tolkien burada Orta Dünya’nın nasıl var olduğunu da açıkça dile getirir. Quenya ve Sindarinin gelişimi eş zamanlı biçimde Orta Dünya mitolojisinin oluşmasını tetiklemiştir. Yani dil mitolojiden önce gelmiştir; mitoloji ise dilin yarattığı boşluğu doldurmak üzere doğmuştur. Buradan yola çıkarak edebî eserlerini, bir anlamda dillere ev bulmak için yazılmış metinler olarak görmek mümkündür.
Bahse konu konuşmanın bugün başka bir yankısı mevcut. Büyük dil modelleri milyarlarca sözcüğü işleyerek metin üretiyor; dil bilgisi kurallarını öğreniyor, sözcük örüntülerini taklit ediyor hatta şiir bile yazıyor. Peki, Tolkien’in bu konuşmasındaki merkezî temaları AI dil modelleri üzerinden nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bir dil modeli, ses ile anlam arasında bilinçli ve kişisel bir ilişki kurabilir mi? Tolkien’in “bireysel dil karakteri” dediği şey -hangi sesin güzel, hangi ritmin doğal, hangi sözcük biçiminin “doğru” hissettirdiğine dair o kişisel sezgi- bir modelde var olabilir mi?
GPT gibi modeller fonetik örüntüleri istatistiksel olarak tanıyabilir; belirli ses dizilimlerinin belirli duygusal tonlarla ilişkilendirildiğini öğrenebilir. Ancak bu tanımanın Tolkien’in tarif ettiği bireysel dil karakteriyle aynı şey olduğunu gösterecek bir dayanak bulunmuyor. Model milyarlarca metinden damıtılmış bir ortalamadır. Tolkien’in Naffarini icat ederken yaptığı ise tam tersidir: Ortalamadan kaçmak, kişisel ses zevkini bütünüyle serbest bırakmak.
Tolkien’in yaklaşımından çıkarılabilecek sonuçlardan biri şudur: Dil yalnızca hesaplama değil, kişisel estetik tercihin dışavurumudur. Dil modelleri fonetik örüntüleri istatistiksel olarak taklit edebilir fakat Tolkien’in Naffarini yaratırken yaptığı gibi iletişim kaygısından bağımsız biçimde ses ile anlam arasında kişisel bir estetik bağ kurduğuna dair bir gösterge bulunmuyor. O bağı oluşturan şey, öğrenilmiş örüntülerle birlikte bireysel dil karakteri olarak ortaya çıkıyor.
Konuşma metni 1983’te Christopher Tolkien’in derlediği The Monsters and the Critics and Other Essays içinde yayımlandı. 2016’da Dimitra Fimi ve Andrew Higgins’in editörlüğünde “Essay on Phonetic Symbolism” ve el yazması taslaklar eklenerek kapsamlı bir eleştirel edisyon olarak genişletildi. Türkçede ise kısmen açılmış bir alan olarak konumlanıyor.
Gizli Hiyerarşi: Yalnız Üretilen Sanat
Tolkien, Kasım 1931’de Oxford’da küçük bir salonda yaptığı sunuma sosyolojik bir gözlemle başlar. Dil icat etmenin yaygın ama gizli bir uğraş olduğunu söyler. Gizliliğin nedeni ahlaki değil yapısaldır. Bu sanatı icra edenler birbirini tanımaz, eserlerini kimseyle paylaşmaz; bu yüzden, bu alanda ne büyük ne de mütevazı çalışmaların var olduğundan haberdar olamazlar (Tolkien, 1983, s. 198). Bu durumu, salt sosyal gözlemle de bırakmaz. Sanatın nasıl olgunlaştığına dair bir saptamaya dönüştürür. Her sanat rekabet, taklit ve teknik alışveriş yoluyla gelişir. Dil inşası bu zeminden yoksundur. Uygulayıcıları yalnız çalışır, başkalarının tekniğini göremez, geri bildirim alamaz. En yetenekli dil inşacılarının eserleri “eski çekmecelerde” bekler (Tolkien, 1983, s. 198-199).
Metnin en güçlü sahnesi bir savaş anısıdır. Tolkien, Birinci Dünya Savaşı sırasında bayat koyun yağı kokan rutubetli bir çadırda yanındaki askerin kendi gramerini oluşturduğunu tesadüfen duyar. Adam rüyadaymış gibi bir sesle “Evet, sanırım akuzatifi bir prefix ile göstereceğim” der (Tolkien, 1983, s. 199). Tolkien bu cümleyi hiç unutmaz: “it is expressed” ya da daha gevşek biçimiyle “it is sometimes expressed” hatta buyurgan “you must learn how it is expressed” değil; tam da “I shall express.”[1] Seçimin kişiselliği, alışılmışın reddedilmesi; o anın özgürlüğüdür. Adam sonrasında istiridye misali kapanır; Tolkien ondan başka hiçbir şey öğrenemez. Savaş onları ayırır.
Tolkien’in “gizli hiyerarşi” dediği topluluk zamanla kamusal bir kimliğe kavuşmuştur. David J. Peterson Game of Thrones için Dothraki ve Valyrian’ı geliştirdi, Paul Frommer Avatar için Na’viyi yarattı. Tolkien’in 1931’de tanımladığı sanat artık sır değil. Ama asıl soru hâlâ yerinde durmakta: Bu sanatı değerlendirmenin ölçütleri nelerdir?
Nevboshtan Quenyaya: Bir Dil Tarihinin Stratigrafisi
Tolkien kuramını soyut bırakmaz. Kendi dil tarihini katman katman açar; geçmişini laboratuvar olarak kullanır. Bu tercih, metni sıradan bir akademik çalışmadan ayıran şeydir.
İlk örnekler çocukluğa aittir. Kuzenleri Mary ve Marjorie Incledon’ın ona öğrettiği Animalic, büyük ölçüde İngilizcedeki hayvan, kuş ve balık adlarından oluşturulan ilkel bir sistemdir. Tolkien bu dilin fonetik açıdan yoksun olduğunu belirtir: Sözcüklerin sesi değil yalnızca anlamsal ikame oyunu söz konusudur (Tolkien, 1983, s. 200). “Fonemik buluş” eksikliği Animalici gerçek bir sanat dilinin çok altında bırakır. Bir dili dil yapan şey, sözcüklerin başka sözcüklerin yerini almasından ziyade ses düzeyinde özgün bir karakter taşımasıdır.
“Nevbosh” (Yeni Saçmalık) bir sonraki aşamadır. Tolkien bu dili, filolog gözüyle inceler ve İngilizce, Fransızca, Latinceden yapılan ses ödünçlemelerinin bilinç dışı fonetik örüntüler içerdiğini fark eder. Değiştirilen sesler çoğunlukla aynı fonetik alan içinde dönüşür (Tolkien, 1983, s. 204). Tolkien örnekler verir: “dar/there”, “do/to”, “cat/get”, “volt/would”. Dil bilgisi eğitimi almamış çocukların bunu sezgisel olarak yapması, Tolkien için önemli bir işarettir. Sesin estetik boyutuna duyarlılık -Tolkien’in “phonetic predilection” yani “fonetik tercih” dediği- evrensel bir insan kapasitesi olabilir.[2]
Tolkien, Nevbosh için ayrı bir gözlemini daha paylaşır. Bu dil grup iletişimine hizmet ettiğinden bireysel tercihler grup normlarıyla kısıtlanmıştır. Nevbosh, küçük bir grubun en yüksek ortak dilsel kapasitesini temsil eder; grubun en yetenekli üyesinin üretebileceği en iyi dili değil (Tolkien, 1983, s. 208). İletişim zorunluluğunun dilin gelişimini nasıl kısıtladığını bu gözlem net biçimde ortaya koyar.
Naffarin ise, tamamen Tolkien’e aittir ve hiç kimseyle paylaşılmamıştır. Latin ve İspanyolca seslerinden ilham alan bu dilde, kişisel fonetik zevki ilk kez bütünüyle konuşur. Tolkien bunu “bireysel eğilimlerin ifadesi” olarak tanımlar (Tolkien, 1983, s. 208). Artık iletişim kaygısı yoktur; dil saf yaratım zevki için vardır. İşte tam bu noktada -iletişim zorunluluğunun kalktığı anda- gerçek sanatın başladığını ima eder Tolkien. İcat ettiği Elvişçe dillerden biri olan Quenya, en eski ve en gelişmiş olanıdır. Tolkien bunu “Yüksek Elvişçe” olarak tanımlar. Orta Dünya mitolojisinde Valinor’dan gelen, kadim ve törensel bir dil olarak kurgulanmıştır.
Fonoestetik: Sesin Anlam Öncesi Hayatı
“A Secret Vice”ın dil bilime özgün katkılarından biri Tolkien’in “phonetic pleasure” (fonetik zevk) ve “phonetic predilection” (fonetik tercih) adını verdiği kavramları -akademik literatürde fonoestetik (ses estetiği) olarak bilinen alanı- somut örneklerle tartışmaya açmasıdır.[3] Tolkien bu tartışmayı şöyle başlatır: Sözcüğün biçimi tek başına güzel olabilir; bilgiden önce gelen bir algı, duyarlı olan için ilk bakışta yakalanabilen bir şey (Tolkien, 1983, s. 207).
Bunu kanıtlamak için üç dili örnek gösterir: Yunanca, Fince ve Galce. Her birinin kendine özgü ve güzel sözcük biçimleri olduğunu söyler (Tolkien, 1983, s. 207). Kişi bu dilleri anlamasa bile en azından yazımın ses değerlerini ayırt edebilecek kadar aşinalıkla, sözcük biçimlerinden estetik bir haz duyabilir. Anlam henüz yoktur; ses, kendi başına bir şey yaratır.
Tolkien’in Galce ile ilişkisi bunu kişisel düzlemde somutlaştırır. Oxford yakınlarındaki kömür vagonlarında Galce yer adlarını görünce -dili bilmeden önce, yalnızca Galce yazımını harf yığını olmaktan çıkaracak kadar temel bir aşinalıkla- o sözcüklerin sesinde bir güzellik hissettiğini anlatır (Tolkien, 1983, s. 207). Sindarin dilini inşa ederken Galcenin seslerini model almasının nedeni budur. Sindarin, Galcenin anlamını değil sesini taşır.
Ölü dilleri inceleyen akademisyenlere yönelik de benzer şeyler söyler. Homeros Yunancasını okuyan biri, o dilin sözcük biçimlerini bir yerlinin fark edemeyeceği tazelikle algılar (Tolkien, 1983, s. 206). Tolkien bunu şöyle ifade eder: Yunanca telaffuzunun ayrıntılarını bilmesek de sözcük biçimlerindeki ihtişamın takdiri belki bir Yunanınkinden daha keskin ya da daha bilinçlidir (Tolkien, 1983, s. 206). Mesafe bazen körleştirirken bazen görünür kılar.
Türkçe bu açıdan zengin ama zorlu bir zemindir. Ünlü uyumu güçlü bir ses bütünlüğü kurar. “Yaprak” ve “sessizlik” gibi sözcüklerde ünlü ve ünsüzlerin dağılımı bazı okurlarda anlamla örtüşen işitsel çağrışımlar yaratabilir. Örneğin “sessizlik” sözcüğündeki sızıcı seslerin yoğunluğu, sözcüğün anlamına eşlik eden bir fısıltı etkisi olarak yorumlanabilir. Ancak bunlar dil bilimsel olgular değil; okura göre değişen şiirsel gözlemlerdir.
Tolkien’in kavramlarıyla okunursa Türk şiiri için bu duyarlılık tanıdıktır. Yahya Kemal’de ses anlamı önceler. Tanpınar’ın düzyazısı müzikle organik bir ilişki kurar. İkinci Yeni şairleri bu ilişkiyi en radikal biçimde ifade edenlerdir: Turgut Uyar alışılmış anlam bağlantılarını parçalar, Edip Cansever söz dizimini dağıtır, Ece Ayhan anlamı yeniden kurar. Tolkien’in kavramlarıyla bu şairleri yeniden okumak verimli bir eleştiri zeminini mümkün kılar.
Sözcüğün Özerkliği: Biçim ve Anlam Arasındaki Gerilim
Tolkien metnin ortalarında teknik görünümlü bir soru sorar: Yeni bir sözcük icat etmek ne anlama gelir?
Bu sorunun içinde dil felsefesinin en eski meselelerinden biri yatar. Tolkien’e göre bir sözcük, ses ile anlam arasında geçici ve tarihsel bir birleşimdir. Yaratılmamış, oluşmuştur. “Tarihi olmayan bir dilde, geleneksel ya da yapay herhangi bir dilde, saf yaratım yoktur” (Tolkien, 1983, s. 204). Sözcükler binlerce yıllık kazaların ürünüdür; ses ile anlam arasındaki ilişki rasyonel değil tarihseldir.
Tolkien bunu Nevbosh üzerinden gösterir: Sözcükler değişmiş ama arkalarındaki anlam katmanları direniş göstermiştir (Tolkien, 1983, s. 204). Buna “tarihin ağırlığı” der. Dil değişse bile anlam dünyası korunur. Tolkien tam bir kopuştan ziyade görece bir özgürleşmeyi kasteder. İcat eden kişi dil tarihini silmez ama onu devralmadan yeni ilişkiler kurabilir. Ses ile anlam arasındaki ilişki o anda ve bilinçli kurulduğunda hem daha kişisel hem daha estetik bir zemine taşınır.
Tolkien bu deneyimi şöyle tanımlar: Dil inşasının temel zevki yeni kurulan ses-anlam ilişkisini seyreden kişinin hissettiği tatmindir (Tolkien, 1983, s. 206). Burada tarif edilen bulmacayı çözmenin değil, yeni bir bulmaca yaratmanın zevkidir.
Tolkien bunu şiire taşır ve beklenmedik bir şey söyler. Sanat dilinde şiir yazmak bazı açılardan özgürleştiricidir; şair ses ile anlam ilişkisini bilinçli biçimde kurar. Ama sözcükler gerçek bir tarih içinde yaşamadıklarından doğal dillerin biriktirdiği ince çağrışımlardan yoksundur. Bu bir kayıptır. Buna rağmen şiirin daha temel ve güçlü bazı etkileri, sanat dilinde de kurulabilir (Tolkien, 1983, s. 219).
Tolkien bu noktada tartışmayı yalnızca icat edilmiş dillere değil dilin genel hayal gücü kapasitesine taşır. “Green sun” (yeşil güneş) ve “dead life” (ölü hayat) örnekleri alışılmış gerçeklik ilişkilerinden kurtarılan sıfatın zihni nasıl harekete geçirebildiğini gösterir (Tolkien, 1983, s. 219).
Bireysel Dil Karakteri: Sesin Kişisel Kökeni
Metnin felsefi açıdan en derin bölümünü bu kısım oluşturur. Tolkien şunu söyler: Dil zevkindeki kişisel tercihler iki kaynaktan beslenir; kalıtsal eğilimler ve deneyimsel birikim (Tolkien, 1983, s. 211). Tolkien, “kişisel” olanı iki katmana ayırır. Birincisi, bireyin tamamen kendine özgü olanı; genel insan eğilimlerini ve öğrenilmiş dillerin etkisini aştıktan sonra geriye kalan. İkincisi ise, insanlığın ya da daha geniş grupların paylaştığı ama yine de genel geçer olmayan ortak eğilimler. Bu “gerçekten özgün” unsur ancak dil icat etme pratiğinde tam anlamıyla açığa çıkabilir (Tolkien, 1983, s. 211). İcat eden kişi hiçbir geleneğe bağlı olmadığından seçimleri yalnızca kendi dil zevkini yansıtır.
Tolkien, Quenyayı bu anlamda en saf ifade olarak sunar. Başka taslaklar hayal edebildiğini, başka yönlere gidebildiğini anlatır ama her seferinde bu dile döner (Tolkien, 1983, s. 213). Quenya tercihten ziyade zorunluluktur. Tolkien bunu şöyle açıklar: Bu dil hem zevkini ifade etmek hem de kişisel zevkini sabitlemek üzere inşa edilmiştir (Tolkien, 1983, s. 212). Özetle; dil ve inşacısı birbirini şekillendirmiştir.
Bu kavramın çevirmenlik pratiğindeki karşılığı somuttur. Aynı metnin iki farklı çevirisini karşılaştırdığınızda bunu net görürsünüz: Seçilen sözcükler dilin bilgisiyle birlikte dilin kişiliğini de yansıtır. Tolkien’in önerisi bu farkındalığı bir adım ileri taşır. Kendi dil zevkini tanımak mesleki bir zorunluluktur.
Bu kavram yazarın özgünlüğü sorusunu da yeniden çerçeveler. Bu bakış açısıyla ele aldığımızda Oğuz Atay’ı diğer yazarlardan ayıran şey, yalnızca konu ya da ideoloji değildir; cümlelerin ritmi, ironi ile lirizmi iç içe geçiren ses yapısı, sözcüklerle kurduğu ilişkidir. Sait Faik’in kısa cümlelerindeki solunum, Bilge Karasu’nun söz dizimsel yoğunluğu, Adalet Ağaoğlu’nun uzun ve düşünceli cümle yapısı; bireysel dil karakterinin Türk edebiyatındaki izleridir.
Dil ile Mitolojinin Birlikteliği
Tolkien’in en çok alıntılanan iddiası şudur: Dil inşası ile mitoloji yapımı birbirini zorunlu kılar.
Bunu metnin sonlarında bir görüş olarak ortaya atar: Eksiksiz bir sanat dilini inşa etmek için eş zamanlı olarak en azından taslak hâlinde bir mitoloji de inşa etmek gerektiği görüşündedir (Tolkien, 1983, s. 210). Tolkien bunu dilin doğasından çıkarır. Bir dile bireysel karakter kazandırmak için o dilin bireysel bir mitoloji içinde anlam bulması gerekir.
Bu ilişkiyi şöyle formüle eder: Dilinize bireysel bir tat vermek için doğal insan mitopoeasının şemasıyla çalışırken bile bireysel bir mitolojinin ipliklerinin o dile dokunmuş olması gerekir (Tolkien, 1983, s. 210-211). Dil ve mitoloji birbirini besler; ikisi de başlangıç noktası olabilir.
Bunun en büyük ölçekli örneği Yüzüklerin Efendisi’dir. Tolkien’e göre o roman, dillere ev bulmak için yazılmıştır. Orta Dünya’nın ilk katmanları Tolkien’in erken Elvişçe dil tasarımlarıyla birlikte şekillenmiş; bu dil tasarımları daha sonra Quenya ve Sindarin olarak bilinen yapılara dönüşmüştür. Orta Dünya anlatıları, Tolkien’in geliştirdiği diller için doğal bir tarih ve mitoloji oluşturma ihtiyacından doğmuştur.
Yaratıcı yazarlık atölyelerinde yazarlar çoğunlukla önce fikri sonra dili oluşturur. Tolkien bunun tersini söyler: Dilinize kulak verin, ses size hikâyeyi getirir. Bir karakterin adı, bir yerin sesi, bir diyaloğun ritmi; çoğu zaman hikâyenin kendisinden önce gelir.
Elvişçe Şiirler: Teorinin Kendini Kanıtlaması
Tolkien metnin sonlarında soyut tartışmayı bırakır ve kendi dillerinden örnekler sunar. Akademisyen yerini edebiyatçıya bırakır. Bu geçiş kasıtlıdır. Tolkien teorisini akademik referanslarla değil kendi yaratımıyla kanıtlamayı seçmiştir. Ve bunu yaparken şunu itiraf eder: Bu örneklerin yayımlanması “ikinci kez kendini ifşa etmenin acısıyla” olmuştur (Tolkien, 1983, s. 213).
Quenya dilindeki “Oilima Markirya”, “Nieninque” ve “Earendel” şiirleri, fonetik iddiayı test eden materyallerdir. Quenyayı bilmeyen biri, bu şiirleri dinlediğinde anlam katmanına ulaşamaz, ses katmanında kalır. Tolkien’e göre bu yeterlidir; ses zaten bir deneyim yaratmaktadır (Tolkien, 1983, s. 212-213). Bu şiirlerin ait olduğu dilin “salt soyut sözcük biçimi açısından ve sembol ile anlam ilişkilerindeki beceri açısından” yüksek düzeyde güzelliğe ulaştığını belirtir (Tolkien, 1983, s. 212).
Tolkien bir Noldorin şiiri de sunar. Quenya ile aynı mitoloji evreninden gelen ama tamamen farklı bir ses dünyasına sahip bu dil parçası, tek bir mitolojinin içinde birden fazla dil karakterinin var olabileceğini gösterir (Tolkien, 1983, s. 217). Dilsel çeşitliliğin -Quenya, Sindarin, Khuzdul ve Entlerin dili- teorik zemini işte burada kurulmuştur.
Tolkien Üzerinden AI Modellerini Okumak
“A Secret Vice” tamamlanmış bir kuram sunmuyor. Tolkien bunu bizzat söylüyor: Bu kâğıdın asıl amacı tartışmayı kışkırtmaktır (Tolkien, 1983, s. 211).
Fonoestetik gerçekten var mı yoksa kültürel bir inşa mı? Sözcüğün biçimi ile anlamı arasındaki ilişki ne ölçüde özgürce kurulabilir? Bireysel dil karakteri gerçek mi yoksa alışkanlıkların yanılsaması mı? Dil ile mitoloji arasındaki bağ evrensel mi yoksa Tolkien’in kendi yaratım sürecine özgü mü? Bu sorular dil bilim, edebiyat felsefesi ve çeviri teorisi açısından yanıtsız.
Tolkien bu konuşmayı 1931’de küçük bir Oxford salonunda sundu. Onlarca yıl bir çekmecede bekledi. 1983’te yayımlandı. 2016’da genişletilmiş eleştirel edisyonu çıktı. Yapay zekâ çağında ise yeni bir boyut kazandı.
Tolkien’in üç temel kavramı -fonetik zevk, sözcüğün özerkliği ve bireysel dil karakteri- dil modellerinin yapıp ettiklerine dair önemli sorular doğurur. Yapay zekâ felsefesi ve bilişbilim alanındaki tartışmalar örüntü üretimiyle öznel estetik deneyim arasındaki farkı sorgulamaktadır. Bir model “güzel ses” örüntülerini istatistiksel olarak tespit edebilir fakat Tolkien’in kömür vagonlarında hissettiği o anlık, kişisel, açıklanamaz güzelliği deneyimlediğine dair bir gösterge bulunmaz. Bir model sözcükleri bağlamsal olasılıklara göre seçer; Tolkien’in “tarihin dışına çıkma” dediği bilinçli, estetik seçimin bununla aynı şey olup olmadığı tartışmalıdır. Tolkien’in Quenyaya her seferinde dönmesini sağlayan şey onlarca yıl birikmiş kişisel bir ses kimliğidir; modellerin böyle bir kimlik taşıyıp taşımadığı henüz yanıtsız. Elbette bu modellerin gelecekte dil üretemeyeceği anlamına gelmez. Üretebilir hatta bunu etkileyici biçimde yapabilir fakat Tolkien’in ortaya koyduğu sorular şimdilik yanıtsız kalıyor.
Çevirmenin Notu
Bu makaleyi yazmak önce bir ses sonra bir terminoloji kararıydı. Tolkien’in “phonetic pleasure” kavramını, “fonetik zevk”; “phonetic predilection” kavramını, “fonetik tercih”; “phonetic fitness” kavramını, “fonetik uygunluk” olarak çevirmeyi benimsedim. Ama bu benimsemenin kendisi de bir karardı. Akademik mi olacaktı yoksa erişilebilir mi? Her iki alanı da dışarıda bırakmayacak biçimde çevirmeye çalıştım. Çeviri kavramlar her zaman teorik özgüllüğü kaybetme riskini taşır; bu riski olabildiğince azaltmaya çalıştım. Aynı soru diğer kavramlar için de geçerli: “Subcreation” için “alt-yaratım” mı, “ikincil yaratım” mı? “Word-form”, sözcük biçimi mi? Tolkien çeviri felsefesi üzerine kafa yormuş bir filologdur ve 451 Atölye için bu konuşma metnini çevirmek yukarıda sözü edilen çevirmenlik pratiğini aynalamaktadır. Seçilen sözcükler yalnızca dil bilgisini ve kaynak metnin karakterini değil çevirmenin mesleki dil zevkini ve editöryal tutumunu da yansıtır.
Kaynakça
Carpenter, Humphrey. J.R.R. Tolkien: A Biography. Londra: Allen & Unwin, 1977.
Tolkien, J.R.R. “A Secret Vice.” The Monsters and the Critics and Other Essays, der. Christopher Tolkien. Londra: HarperCollins, 1983, ss. 198-223.
Tolkien, J.R.R. “On Fairy-Stories.” The Monsters and the Critics and Other Essays, der. Christopher Tolkien. Londra: HarperCollins, 1983.
Tolkien, J.R.R. A Secret Vice: Tolkien on Invented Languages, der. Dimitra Fimi ve Andrew Higgins. Londra: HarperCollins, 2016.
Tolkien Estate. “About J.R.R. Tolkien.” tolkienestate.com. Erişim tarihi: 1 Ağustos 2026. https://www.tolkienestate.com/
[1] Orijinal metinde bu ifadeler sırasıyla şöyledir: “İt is expressed (ifade edilir)”; edilgen, öznesiz), “it is sometimes expressed (bazen ifade edilir)”; daha gevşek, edilgen, “you must learn how it is expressed (bunun nasıl ifade edildiğini öğrenmelisin)”; buyurgan, öğretici ve “I shall express ([ben] ifade edeceğim); etken, kişisel, gelecek zaman. Tolkien'i büyüleyen tam da son cümledeki sahiplenme ve özgürlük duygusudur. Bkz. Tolkien, 1983, s. 199.
[2] “Fonoestetik” terimi Tolkien'in kendi metinlerinde geçmez. Tolkien bu alanı “phonetic pleasure” (fonetik zevk), “phonetic predilection” (fonetik tercih) ve “phonetic fitness” (fonetik uygunluk) kavramlarıyla tartışmıştır. Terimin akademik kullanımı için bkz. Dimitra Fimi ve Andrew Higgins (der.), A Secret Vice: Tolkien on Invented Languages (Londra: HarperCollins, 2016).
[3] “Subcreation” kavramı için bkz. Tolkien, J.R.R. "On Fairy-Stories." The Monsters and the Critics and Other Essays, der. Christopher Tolkien. Londra: HarperCollins, 1983.
All rights reserved – Copyright by Ümmü Akkuş – 2026*