Neden Hâlâ Orwell?

451 BABİL

Neden Hâlâ Orwell?

Siyaset ve İngiliz Dili'ni Yeniden Okumak

Bazı metinler yazıldıkları döneme odaklanarak mevcut sorunları anlatır; bazıları ise zamanın ötesine geçerek nesilden nesile yeniden dönüp okuduğu temel metinlere dönüşür. George Orwell'ın 1946 yılında yayımlanan Politics and the English Language (Siyaset ve İngiliz Dili) başlıklı makalesi, ikinci gruba giren ender eserlerden biri konumunda.

Aradan yaklaşık seksen yıl geçmiş olmasına rağmen bu makale, yalnızca İngiliz dili üzerine yazılmış bir deneme olarak okunmaz çünkü dil ile düşünce arasındaki ilişkiyi, siyasi söylemin işleyişini ve iktidarın dili nasıl dönüştürdüğünü tartışan en etkili metinlerden biri olarak güncelliğini korur. Orwell'ın eleştirdiği aşınmış mecazlar, bürokratik kalıplar, örtmeceler ve düşüncenin yerini alan hazır ifadeler, bugün de siyasal söylemde, medyada, akademide ve gündelik iletişimde yaşamaya devam eder.

Orwell'ın temel uyarısı son derece yalındır: Dil yalnızca düşünceleri aktaran tarafsız bir araç değildir. Düşünceyi biçimlendirir, sınırlar ve kimi zaman da onun yerini alır. İnsanlar düşünmeden konuşmaya, hazır kalıplarla yazmaya başladıklarında yalnızca dilleri değil, düşünme biçimleri de değişir. Bu nedenle kötü dil, yalnızca estetik bir sorun değil; aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir sorun durumundadır.

Bugün dijital iletişim çağında, bilgi üretiminin ve dolaşımının tarihte hiç olmadığı kadar hızlandığı bir dönemde yaşıyoruz. Sosyal medya, kurumsal iletişim, bürokrasi, haber dili ve hatta yapay zekâ sistemleri, Orwell'ın dikkat çektiği birçok dilsel alışkanlığı yeniden üretiyor. Bu nedenle Siyaset ve İngiliz Dili, geçmişe ait bir belge değil; bugünü anlamak için okunması gereken canlı bir metin olarak varlığını sürdürüyor.

451 Atölye olarak hazırladığımız bu dijital edisyon, yalnızca yeni bir çeviri yayımlama amacı taşımıyor. Amacımız; Orwell'ın makalesini tarihsel bağlamı içinde yeniden değerlendirmek, kavramsal tutarlığını koruyan bir Türkçe metin oluşturmak ve açıklayıcı dipnotlarla okura kapsamlı bir okuma deneyimi sunmaktır.

Makalenin önemi ve daha açık anlaşılmasını binaen Orwell'ın bu makaleyi hangi koşullarda yazdığı, nasıl karşılandığı, Türkiye'deki çeviri serüveni, bu yeni çevirinin neden hazırlandığı ve çeviri sürecinde hangi editoryal ilkelerin benimsendiğini ayrıntılı biçimde ele almayı uygun gördük.

George Orwell Bu Makaleyi Neden Yazdı?

Dilin Bozulması mı, Düşüncenin Bozulması mı?

George Orwell, Siyaset ve İngiliz Dili'ni 1946 yılında, Avrupa'nın yalnızca şehirlerini değil, düşünme biçimlerini de derinden sarsan İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından kaleme aldı. Faşizm yenilmiştir fakat savaş boyunca propaganda, sansür ve ideolojik manipülasyon yalnızca otoriter rejimlerin değil, demokratik devletlerin de başvurduğu araçlardan biri hâline gelmiştir. Siyasal söylem giderek gerçekliği açıklayan değil, onu yeniden kuran bir mekanizma gibi işlemeye başlamıştır. Bu noktada Orwell'ın bu dönüşüme ilişkin kaygılarının, savaş yıllarında ortaya çıktığı düşünülmesin. Onun dil ve siyaset üzerine düşünceleri, büyük ölçüde 1936–1937 yıllarında gönüllü olarak katıldığı İspanya İç Savaşı sırasında şekillenmiştir. Cephede yaşadıkları kadar, savaşın farklı siyasal gruplar tarafından birbirinden tamamen farklı biçimlerde anlatıldığını görmek de Orwell üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Aynı olay, farklı gazetelerde farklı gerçekliklere dönüşebiliyor; propaganda, yalnızca gerçeği gizlemekle kalmıyor, onun yerine yeni bir gerçeklik inşa ediyordur.

Orwell’ın yaşadığı bu tecrübeler ve gözlemleri, daha sonra Homage to Catalonia (Katalonya'ya Selam) başta olmak üzere birçok eserine yansır. Orwell, siyasal iktidarın baskısının yanında insanların dili kullanma biçiminin, gerçeği algılama biçimlerini değiştirmesine odaklanır.

Savaş yıllarında BBC'nin Doğu Servisi'nde çalışması da bu gözlemlerini derinleşmesine katkı sunar. Kurumsal iletişimin ve resmî söylemin nasıl üretildiğini yakından görme fırsatı bulan Orwell, bürokratik dilin yalnızca bilgi aktarmadığını, aynı zamanda düşünceyi yönlendirdiğini fark eder. Gazetecilik tecrübesi de ona, klişelerin ve hazır kalıpların yalnızca siyasi metinlerde değil, gündelik yazı dilinde de giderek yaygınlaştığını gösterir.

İşte Siyaset ve İngiliz Dili makalesi, bu uzun gözlem sürecinin sonucunda ortaya çıkar.

Makalenin amacı çoğu zaman yanlış anlaşıldığı üzere; İngilizceyi “düzeltmek” veya yazarlara üslup dersi vermek değildir. Orwell, dili estetik bir sorun olarak değil, düşüncenin işleyişini belirleyen temel araçlardan biri olarak konumlandırır. Ona göre insanlar, çoğu zaman düşüncelerini ifade etmek için sözcük seçmez; tam tersine, hazır sözcük kalıpları onların yerine düşünmeye başlar. Düşünce zayıfladıkça dil bozulur; dil bozuldukça da düşünce daha da bulanıklaşır. Bu karşılıklı etkileşim, siyasal manipülasyonun en güçlü zeminlerinden birini oluşturur.

Bu nedenle Orwell'ın eleştirisi yalnızca kötü yazıya yönelmez. Onun asıl hedefi, düşünmeyi gereksiz hâle getiren dil alışkanlıklarıdır. Can çekişen mecazlar, bürokratik kalıplar, gösterişli Latince kökenli sözcükler, anlamı boşalmış kavramlar ve örtmeceler, Orwell için yalnızca üslup kusurları değildir; bunlar, gerçeği görünmez kılan düşünme biçimlerinin dildeki yansımalarını oluşturur.

Makalenin merkezindeki ünlü önerme de bu nedenle bugün hâlâ önemini korur: Düşünce dili bozduğu gibi dil de düşünceyi bozabilir. Orwell'a bu döngüyü kaçınılmaz bir kader olarak görmez ki insan, kullandığı dili bilinçli biçimde sorguladığında yalnızca daha iyi yazmaz; aynı zamanda daha açık düşünmeye de başlar. Siyaset ve İngiliz Dili işte bu nedenle, yazarlık üzerine olduğu kadar özgür düşünce üzerine de yazılmış bir metindir.

Orwell'ın Eleştirdiği Asıl Şey Neydi?

Dilin Yozlaşması, Düşüncenin Yozlaşması

Siyaset ve İngiliz Dili, ilk bakışta iyi yazının ilkelerini anlatan bir üslup denemesi gibi görünür. Oysaki Orwell'ın burada, yazarlara daha güzel cümleler kurmayı öğretmeyi amaçlamaz, en azından merkezde bu düşünce yer almaz. Makalenin merkezinde dil bilgisi, üslup ya da estetik değil; düşüncenin dili, dilin de düşünceyi nasıl biçimlendirdiği sorusu yer alır. Orwell'a göre dildeki yozlaşma, tek başına edebî bir kusur değildir. Bu yozlaşma, bireyin düşünme biçimini etkileyen, kamusal tartışmayı bulanıklaştıran ve siyasal manipülasyonu kolaylaştıran bir süreçtir.

Makalede bu düşünceyi açıklamak için birbirini tamamlayan beş temel dilsel eğilim incelenir.

İlk olarak Orwell, can çekişen mecazlar üzerinde durur. Bir zamanlar güçlü çağrışımlar taşıyan mecazlar, sürekli yinelendikleri için anlamlarını yitirir ve düşünmeyi kolaylaştıran araçlar olmaktan çıkarak düşünmenin yerine geçen otomatik kalıplara dönüşür. İnsanlar bu ifadeleri artık ne kökenlerini ne de gerçek anlamlarını düşünerek kullanırlar. Orwell'ın dikkat çektiği sorun, mecazların eskimesi değil; konuşanın ve yazarın onları hiç düşünmeden tekrar etmesidir.

İkinci olarak, Orwell'ın dilsel protezler adını verdiği bürokratik yapılar gelir. Basit ve doğrudan fiillerin yerini, isimlerle desteklenmiş uzun kalıplar alır. Böylece dil gereksiz yere ağırlaşır; cümleler uzar, anlam ise berraklaşmak yerine silikleşir. Orwell'ın eleştirdiği bu eğilim, bugün de resmî yazışmalarda, akademik metinlerde ve kurumsal iletişimde yaygın biçimde görülmektedir.

Üçüncü başlık tumturaklı dildir. Orwell burada özellikle Latince ve Yunanca kökenli sözcüklerin, daha yalın İngilizce karşılıkları bulunmasına rağmen gösteriş amacıyla kullanılmasını eleştirir. Ona göre bu tür sözcükler çoğu zaman düşünceyi daha kesin hâle getirmez; tam tersine, metne yapay bir ciddiyet kazandırarak okurun gerçek anlamı sorgulamasını zorlaştırır. Dil, açıklık üretmek yerine otorite izlenimi üretmeye başlar.

Dördüncü olarak Orwell, anlamı boşalmış sözcükler üzerinde durur. Özellikle siyaset, sanat ve edebiyat alanında kullanılan bazı kavramlar o kadar farklı anlamlarda kullanılmaktadır ki artık belirli bir düşünceyi ifade etmekten çok konuşanın onayını ya da reddini bildiren işaretlere dönüşmüşlerdir. Demokrasi, özgürlük, adalet, yurtseverlik ya da faşizm gibi sözcükler bunun en belirgin örnekleridir. Orwell'ın itirazı bu kavramların kullanılmasına değil, tanımlanmadan kullanılmalarınadır zira tanımı belirsiz kalan kavramlar, tartışmayı aydınlatmak yerine onu sis perdesiyle örter.

Makalenin son ve belki de en çarpıcı eleştirisi ise örtmeceler üzerinedir. Orwell'a göre siyasal dilin en önemli işlevlerinden biri, rahatsız edici gerçekleri daha kabul edilebilir sözcüklerle gizlemektir. Köylerin bombalanması, “pasifleştirme”; insanların zorla yerlerinden edilmesi, “nüfus transferi”; yargısız infazlar ise, “güvenilmez unsurların tasfiyesi” gibi ifadelerle anlatıldığında, sözcükler gerçeği görünür kılmak yerine görünmez hâle getirir. Böylece dil, hakikati açıklayan bir araç olmaktan çıkar; onu örten bir perdeye dönüşür.

Bu örneklerin tamamı Orwell'ın aynı sonuca ulaşmasını sağlar: Dildeki yozlaşma rastlantısal değildir. Hazır kalıplar, gösterişli sözcükler, bürokratik yapılar ve örtmeceler, insanları düşünme zahmetinden kurtarırken aynı zamanda eleştirel düşünme yetilerini de köreltir. Dil giderek otomatikleşir; sözcükler düşünceleri ifade etmek yerine onların yerini almaya başlar.

Makalenin güncelliği de tam burada yatar: Orwell'ın teşhis ettiği dil alışkanlıklarının büyük bölümü, aradan geçen yaklaşık seksen yıla rağmen yalnızca varlığını sürdürmekle kalmamış, dijital iletişim çağında yeni biçimler kazanarak daha da yaygınlaşmıştır.

Makale Yayımlandığında Nasıl Karşılandı?

1946'dan Günümüze Bir Klasik

Politics and the English Language, ilk kez Nisan 1946'da İngiliz edebiyatının önemli kültür dergilerinden Horizon'da yayımlandı. Makale, George Orwell'ın savaş sonrası dönemde kaleme aldığı en dikkat çekici denemelerden biri olarak kısa sürede geniş ilgi gördü. Dil üzerine yazılmış birçok metinden farklı olarak yalnızca üslup meselelerini tartışmıyor; siyaset, propaganda ve düşünce arasındaki ilişkiyi doğrudan hedef alıyordu. Bu yönüyle yayımlandığı dönemde hem edebiyat çevrelerinin hem de gazetecilerin dikkatini çekti.

Makalenin etkisi, dergide yayımlanmasıyla sınırlı kalmadı. Kısa süre içinde broşür olarak yeniden basıldı ve Britanya'daki gazete çalışanlarına dağıtıldı. Ardından kısaltılmış baskıları yayımlandı, Amerika Birleşik Devletleri'nde yeniden basıldı ve Orwell'ın en çok dolaşıma giren denemelerinden biri hâline geldi. Aradan geçen on yıllar boyunca da basımı neredeyse hiç kesilmeden devam etti.

Orwell, ilk kez bu kadar açık biçimde siyasal iktidar ile dil arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor; propaganda dilinin yalnızca gerçeği çarpıtmakla kalmadığını, insanların düşünme biçimini de dönüştürdüğünü ileri sürüyordu. Ona göre belirsiz, soyut ve klişelerle örülü bir dil, yalnızca kötü yazının değil, kötü düşünmenin de göstergesiydi. Bu yaklaşım, sonraki yıllarda söylem çözümlemesi, medya çalışmaları, siyaset bilimi ve eleştirel dil araştırmaları gibi birçok disiplin üzerinde etkili oldu. Zaman içinde Siyaset ve İngiliz Dili, Orwell'ın yalnızca edebî üretiminin değil, düşünce dünyasının da temel metinlerinden biri olarak kabul edildi. Yazarlık ve gazetecilik eğitimlerinde örnek metin olarak okutuldu; açık, yalın ve dürüst yazının klasik savunularından biri sayıldı. Bununla birlikte makale, zaman zaman eleştirilere de konu oldu. Bazı araştırmacılar Orwell'ın dil ile düşünce arasındaki ilişkiyi olduğundan daha doğrudan kurduğunu, bazıları ise yalın dil idealini fazlasıyla mutlaklaştırdığını ileri sürdü. Ancak bu eleştiriler bile makalenin etkisini azaltmadı; tersine, onun farklı kuşaklar tarafından yeniden okunmasını ve tartışılmasını sağladı.

Siyaset ve İngiliz Dili, medya dilinden bürokratik söyleme, siyasal propagandadan dijital iletişime kadar uzanan geniş bir alanda başvurulan temel metinlerden biridir. Orwell'ın “yalanların doğruymuş gibi duyulmasını, cinayetin saygın görünmesini ve düpedüz boş sözlere sağlamlık görüntüsü kazandırmasını” eleştirdiği siyasi dil anlayışı, aradan geçen yaklaşık seksen yıla rağmen güncelliğini büyük ölçüde koruyor durumda ki bugün bu makale yalnızca tarihsel bir belge değil; çağdaş kamusal söylemi anlamak için de canlılığını sürdüren bir başvuru kaynağıdır.

Türkiye'de “Siyaset ve İngiliz Dili”

George Orwell'ın “Siyaset ve İngiliz Dili” başlıklı makalesi, dünya genelinde en çok okunan ve en fazla atıf yapılan denemelerinden biri olmasına rağmen Türkiye'de uzun yıllar boyunca sınırlı bir dolaşıma sahip olmuştur. 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi romanlarının gölgesinde kalan bu metin, daha çok akademik çevrelerde, yazarlık ve çeviri üzerine çalışan araştırmacılar tarafından bilinen bir başvuru kaynağı olarak varlığını sürdürmüştür.

Makalenin Türkçedeki ilk çevirisine ilişkin bilgiler de maalesef sınırlıdır. Bugün ulaşılabilen kaynaklara göre, “Siyaset ve İngiliz Dili” ilk kez 1977 yılında Prof. Dr. Ahmet E. Uysal tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Ancak bu çeviri uzun yıllar boyunca geniş bir okur kitlesine ulaşamamış, makale ise Orwell'ın diğer eserleri kadar görünür olmamıştır. Bu yazıda geçen 1977 tarihli ilk çeviri bilgisi, makalenin bazı bölümlerini Türkçeye çevirmiş olan Gülçin Çetin'in (2016) verdiği bilgiye dayanmaktadır.

Sonraki yıllarda makalenin tamamı yerine çeşitli bölümleri farklı yayınlarda ve akademik çalışmalarda yeniden çevrilmiş, Orwell'ın dil anlayışını tartışan makalelerde alıntılar hâlinde kullanılmıştır. Bununla birlikte, metnin bütününü editoryal açıklamalarla birlikte sunan, kavram birliğine özel önem veren ve güncel Türkçeyle hazırlanmış kapsamlı bir dijital edisyonu bulunmamaktadır.

Bu noktada 451 Atölye tarafından hazırlanan bu çeviri, yalnızca makalenin Türkçeye yeniden kazandırılmasını değil; aynı zamanda Orwell'ın kavramsal dünyasının Türkçe okur tarafından daha doğru anlaşılmasını hedefleyen kapsamlı bir editoryal proje olarak tasarlandığını da belirtmek gerekir.

Bu doğrultuda çeviri süreci boyunca Orwell'ın terminolojisi yeniden değerlendirilmiş, metinde geçen temel kavramlar tutarlı bir karşılık sistemi içinde ele alınmış, tarihsel ve kültürel göndermeler dipnotlarla açıklanmış, ayrıca özgün İngilizce deyimler, bürokratik kalıplar ve Orwell'ın örnek olarak kullandığı sözcükler titiz bir şekilde ele alınmıştır.

Her çeviri, kendi döneminin diliyle yeniden kurulan bir okuma teklifidir. Bu nedenle bu çalışma, önceki çevirilerin yerine geçme iddiası taşımaz. Tersine, Türkiye'de yaklaşık yarım yüzyıla yayılan Orwell çeviri geleneğinin bir devamı olarak “Siyaset ve İngiliz Dili”ni günümüz okuruna yeniden ulaştırmayı amaçlayan mütevazı bir katkıdır. Bir klasik metnin yeniden çevrilmesi, önceki çevirilerin yetersiz olduğu anlamına gelmez. Her çeviri, yapıldığı dönemin dili, çeviri anlayışı ve editoryal yaklaşımı içinde değerlendirilmelidir. Dil değiştikçe okuma alışkanlıkları, terminoloji ve çeviri ölçütleri de değişir. Bu nedenle klasik eserler belirli aralıklarla yeniden çevrilir zira her kuşak aynı metni yeniden okur ve kendi diliyle yeniden kurar. Orwell'ın dil, düşünce ve siyaset arasındaki ilişkiye dair uyarılarının bugün hâlâ güncelliğini koruduğu düşünüldüğünde bu metnin yeniden çevrilmesi yalnızca editoryal bir tercih değil; aynı zamanda kamusal tartışma kültürüne katkı sunma çabasının bir ürünüdür.

Makalede kullanılan birçok kavram, yalnızca sözlük anlamıyla değil, tarihsel ve siyasal bağlamı içinde anlam kazanır. “Can çekişen mecazlar”, “dilsel protezler”, “tumturaklı dil”, “anlamı boşalmış sözcükler”, “örtmeceler”, “siyasi söylem kalıpları” ve “siyasi suskunluk” gibi kavramlar, makalenin düşünsel omurgasını oluşturur. Bu nedenle çevirinin temel amacı yalnızca cümleleri Türkçeye aktarmak değil, Orwell'ın kavramsal sistemini olabildiğince tutarlı biçimde yeniden kurmaktı. Bu çeviri sürecinde, metnin düşünsel yapısını korumak kadar Orwell'ın üslubunu da muhafaza etmeye özen gösterildiğini özellikle belirtmek gerekir. Gereksiz akademikleştirmeden kaçınılmış; Türkçede yerleşik karşılıklar tercih edilmiş fakat Orwell'ın özellikle örnek olarak kullandığı İngilizce deyimler, sözcükler ve siyasi kalıplar, makalenin tartışma zemini açısından önem taşıdığı için özgün biçimleriyle korunarak dipnotlarda açıklama tercih edilmiştir. Böylece hem Türkçe okuma akıcılığı hem de metnin filolojik bütünlüğü gözetilmeye çalışılmıştır.

Bu Çeviri Nasıl Hazırlandı?

Editoryal Yaklaşım ve Çeviri İlkeleri

Bu çeviri, yalnızca bir metni İngilizceden Türkçeye aktarma çalışması olarak tasarlanmadı. Başlangıçtan itibaren hedefimiz, George Orwell'ın Politics and the English Language başlıklı makalesini hem düşünsel bütünlüğünü hem de üslubunu koruyarak günümüz Türkçe okuruyla buluşturacak açıklamalı bir dijital edisyon hazırlamaktı. Bu nedenle çeviri süreci, yalnızca dilsel karşılıkların bulunmasından ibaret olmadı; terminoloji, editörlük, kaynak doğrulama ve metin eleştirisini de kapsayan çok katmanlı bir çalışma olarak yürütüldü.

Çalışmanın ilk aşamasında özgün metin satır satır incelendi. Orwell'ın kullandığı kavramların yalnızca sözlük anlamları değil, makale içindeki işlevleriyle de değerlendirildi. Özellikle siyasi söylem, propaganda dili ve yazı üslubuna ilişkin kavramların Türkçede yerleşik karşılıkları araştırıldı; gerektiğinde farklı çeviri seçenekleri karşılaştırılarak kavramsal tutarlığı en güçlü çözümler tercih edildi. Böylece metin boyunca aynı kavramın farklı karşılıklarla verilmesinden kaçınıldı ve ortak bir terminoloji oluşturuldu. Çeviri boyunca Orwell'ın üslubunu korumak temel ilkelerden biri oldu. Gereksiz ölçüde akademikleşen, ağırlaşan ya da açıklayıcı olmaktan çıkıp yorumlayıcı hâle gelen ifadelerden özellikle kaçınıldı. Orwell'ın kısa, doğrudan ve polemik gücü yüksek anlatımı Türkçeye mümkün olduğunca aynı ritimle aktarılmaya çalışıldı. İroni, eleştirel ton ve konuşma diline yaklaşan doğal anlatım korunurken Türkçenin anlatım imkânları da gözetildi. Makalede yer alan İngilizce deyimler, siyasi sloganlar, bürokratik kalıplar ve Orwell'ın örnek olarak kullandığı sözcükler ise özel bir editoryal değerlendirmeye tabi tutuldu. Metnin tartışma zeminini oluşturan bu örneklerin önemli bir bölümü özgün biçimleriyle korunurken Türkçe karşılıkları ve bağlamları dipnotlarda açıklandı. Böylece Orwell'ın dil üzerine yaptığı çözümlemelerin, yalnızca sonuçları değil, hareket noktaları da Türkçe okur tarafından izlenebilir hâle getirildi. Tartışmalı kavramlarda yalnızca sözlük karşılıkları değil, Orwell'ın metindeki kullanım amacı ve dönemin siyasal bağlamı da dikkate alındı.

Çevirinin tamamlanmasının ardından metin, yayıma hazırlık süreci kapsamında yeniden gözden geçirildi. Bu aşamada anlam tutarlılığı, terminoloji birliği, üslup sürekliliği, dipnot sistemi, yazım ve noktalama işaretleri ile kavramsal bütünlük ayrı ayrı kontrol edildi zira amaç, yalnızca doğru bir çeviri ortaya koymak değil; uzun yıllar başvurulabilecek güvenilir ve tutarlı bir referans metin hazırlamaktı.

Sonuç olarak bu çalışma, George Orwell'ın önemli bir makalesini Türkçeye yeniden kazandırmanın ötesinde, metni tarihsel bağlamı ve kavramsal bütünlüğü içinde değerlendiren açıklamalı bir dijital edisyon oluşturma çabasının ürünüdür. 451 Atölye olarak bu çeviriyi, yalnızca okunacak bir metin değil; üzerine yeniden düşünülmesi, tartışılması ve dönüp dönüp başvurulması gereken bir kaynak olarak okurlarımıza sunuyoruz.

Makalenin çevirisine yönelik hukuki süreç, The Orwell Foundation’un resmî web sitesinde edebî mirasçı olarak işaret edilen A. M. Heath & Co. ile yapılan yazışmalar sonucunda netleştirilmiştir. A. M. Heath & Co. tarafından gösterilen alçak gönüllü tutum ve destekleri için de ayrıca teşekkür ederiz.

Bu çeviri, George Orwell'ın önemli bir makalesini Türkçe okurlarla buluştururken yalnızca metnin kendisine değil; telif durumunun doğrulanmasına, kaynakların güvenilirliğine ve yayın sürecinin şeffaf biçimde yürütülmesine de aynı özeni göstermeyi amaçlamıştır zira güvenilir bir çeviri, yalnızca doğru sözcükleri seçmekle değil, metnin hazırlanmasından yayımlanmasına kadar geçen bütün süreci aynı titizlikle yürütmekle mümkündür.

George Orwell’ın, “Siyaset ve İngiliz Dili” adlı makalesini okumak için tıklayınız…