Arap Şiirinin Haritasını Değiştiren Kadın: Nâzik El-melâike
İsyankâr sesi, ölümle hesaplaşması, biçimi yıkan cesaretiyle bir kadın şair...
Leylâ Erbil Kimdir? Edebi Duruşu ve Eserleri - Berna Güzel
LEYLA’NIN SESİ…
Kelimelerle Çekilen İsyan Bayrağı
Bazı yazarlar sadece kelimeleriyle değil, yarattıkları edebî tavırla da tanınırlar. Onlar; insanın çelişkilerini, yalnızlığını, travmalarını hayata ve edebiyata karşı dik bir duruşla ortaya koyarlar. Leyla Erbil de bu yazarlardandı. Kalemini eğmedi, bükmedi, gerektiğinde kalemini kırarak kelimelerin içinden geçti; yerleşik dil kurallarına başkaldırarak metinlerine "Leyla işaretleri" adını verdiği o kendine has, deneysel noktalama sistemini kazıdı. Bugün Leyla (Bilgin) Erbil’in aramızdan ayrıldığı gün. Onu yalnızca kitaplarıyla değil edebiyatımıza miras bıraktığı edebî duruşla da hatırlıyoruz.
1931 yılında İstanbul’da doğan Leyla Erbil, ailesindeki üç kadın kardeşten ortancasıydı. Erbil; ilk, orta ve lise eğitimini İstanbul okullarında tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okumaya başladı. Üniversite hayatı boyunca öğrenimine birkaç kez ara veren Erbil, yine bu yıllarda edebiyat çevrelerine karışma fırsatı buldu.
1956 yılında yayımlanan “Uğraşsız” adlı öyküsüyle edebiyat dünyasında görünür hâle gelen Erbil, sonraki yıllarda ortaya koyduğu eserleriyle edebiyatımızın en özgün kalemlerinden biri hâline geldi. Kendisinden önce yerleşik hâle gelen yazın anlayışına bağlı kalmak yerine yazmayı, hayatın gerçek yüzünü ortaya koyma aracı olarak gördü. Eserlerinde dili dönüştürdü, insanın varoluşsal sancılarına ayna tuttu ve okuru sıradanlığın hapishanesinden çıkmaya davet etti.
Leyla Erbil, noktalama işaretlerini yalnızca dil bilgisi kuralları olarak görmedi. Eserlerinde duygularının ritmini kâğıda dökerken noktalama işaretlerini esnetti, dönüştürdü. Metinlerine "Leyla işaretleri" adını verdiği o kendine has deneysel noktalama sistemini kazıyarak beyninden ve kalbinden akan kelimeleri kendi sesiyle birleştirmiş oldu. Kelimeler zihnindeki gibi parçalanıyor, cümleler zihninin sustuğu yerde kesiliyorken Erbil, kendi özgün sesini okurlarıyla buluşturuyordu. Böylece edebiyatımızın en kendine has başkaldırılarından birini gerçekleştirdi.
Ancak Leyla Erbil’i yalnızca yazım diliyle değerlendirmek eksik kalır. Onun edebiyatında en dikkat çekici unsurlardan biri de kadını ele alış biçimidir. Erbil, kadını bilindik anlatım kalıplarının üzerine taşımış, onu bir birey olarak öne çıkarmayı başarmıştır. Kadına yapıştırılan edilgenliğin masum meleği etiketini söküp atmış, onu sorgulayan, acı çeken, dönüşen, yaratan bir kadın kimliğine büründürmüştür.
Kadının toplum içindeki var olma hikâyesini derinlemesine ele aldığı romanı “Tuhaf Bir Kadın” da Erbil, edebiyatımıza dair birçok kalıbı yıkmayı başarmıştır. Roman, Nermin’in büyüme hikâyesini anlatırken kadının üzerindeki aile baskısını, toplum içindeki konumunu, cinselliği, dönemin siyasal atmosferini de sorgular. Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri de sol çevreleri sorgulamaktan çekinmemesidir. Erbil, eşitlik, özgürlük nidalarını benimseyen çevrelerin kendi içlerinde kadını nasıl ikinci plana attığını korkusuzca kaleme almıştır. Aslında bu nokta Erbil’in edebî tarzının mihenk taşıdır. Bu taş şunu söylemektedir: Kadın söz konusu olduğunda ideolojik farklılıklar hiçbir şey ifade etmez. Kadın her toplulukta ve her inanışta ezilmek istenen, dışlanmak istenen bir figür olarak karşımıza çıkar. Bağlamak istersek şöyle bir noktaya da varmış oluruz: Erbil, kadınların üzerindeki baskıyı anlatırken hiçbir ideolojinin göz boyama teşebbüsüne izin vermemiştir. Ona göre kadın sömürüsü gerçektir ve eylemler sözlerden daha önemlidir. Belki de bu yüzden Leyla Erbil’in eserleri güncelliğini korumaya devam etmektedir. Çünkü onun anlattığı mücadele yaşadığı döneme değil, bugüne de ayna tutmaktadır.
Erbil, edebiyat yaşamı boyunca “Hallaç, Gecede, Eski Sevgili, Mektup Aşkları, Karanlığın Günü, Cüce, Üç Başlı Ejderha, Tuhaf Bir Erkek, Zihin Kuşları” gibi eserleriyle de edebiyatımıza önemli katkılarda bulunmuştur. Her eserinde kendi sesini yazmaktan çekinmeyerek hikâyelerine de özgün bir duruşla bayrak açtırmayı başarmıştır.
Leyla Erbil’in özgün sesi, uluslararası alanda da karşılık bulmuştur. Erbil, 2002 yılında Türkiye PEN Merkezi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk kadın yazarımızdır. Bunun yanı sıra 1968 yılında yayımlanan "Gecede" adlı öykü kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı’na katılmış ancak ödülü alamamıştır. Bu deneyimden sonra Leyla Erbil, ödüllere eleştirel tarzda yaklaştığını belirtmek adına kitaplarının ilk sayfalarına “Bu kitap hiçbir ‘ödül’e katılmamıştır.” şeklinde bir not düşmüştür. Yine de bu adaylıklar onun edebiyatımızdaki rolünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bugün Leyla Erbil’i anarken onun cesaretini, eserlerini, kadınların mücadelesini görünür kılmadaki azmini de takdir ediyoruz. Anısına saygıyla…
-Berna Güzel-