Yaşar Kemal'in Mirası Günümüz Yazarlarına Ne Söylüyor?
Ağıtlardan İnce Memed'e uzanan yolda kurduğu yöntem; dinlemekten sahaya inmeye, yerel dili omurgaya dönüştürmeye kadar …
Bir romanı tamamladıktan sonra ne kadar bekletmek gerekir? Stephen King, Zadie Smith ve bilimsel araştırmalar ışığında eleştirel mesafeyi, yeniden okumayı ve etkili revizyon yöntemlerini inceliyoruz.
Bir metin tamamlandığında yazarın önünde yeni bir sorun belirir. Yazdıklarını, kendi niyetlerinden bağımsız biçimde değerlendirebilmesi gerekir. Bu yazı, ilk taslağı bir süre bekletme önerisini klasik poetika, yazarların deneyimleri, kompozisyon kuramı ve bilişsel araştırmalar üzerinden inceliyor. Horatius, Stephen King ve Zadie Smith'in farklı dönemlerde dile getirdiği öneriler, eleştirel mesafenin yazarlık açısından önemini gösteriyor. Ancak bu önerilerden bütün yazarlar için geçerli bir bekleme süresi çıkarmak mümkün görünmüyor. Metni bekletmenin asıl yararı, yeniden okuma sırasında anlatının yapısını, amacını ve okur üzerindeki etkisini değerlendirebilmekte yatıyor. Yazının sonunda, bu değerlendirmeyi roman revizyonunda kullanmaya yönelik bir okuma yöntemi sunuluyor.
YAZARIN BİLDİKLERİ VE OKURUN GÖRDÜKLERİ
İlk taslak tamamlandığında yazarın elinde baştan sona okuyabileceği bir metin vardır. Ancak metni yazmış olmak, onu dışarıdan değerlendirmeyi güçleştirebilir. Yazar, sayfada bulunanların ötesinde pek çok şey bilir. Çıkardığı sahneleri, değiştirdiği olayları, karakterler için düşündüğü geçmişleri ve henüz yazıya geçirmediği bağlantıları hatırlar. Bu bilgiler, metindeki eksiklikleri fark etmesini zorlaştırabilir.
Örneğin bir karakterin kardeşini neden terk ettiğini yazar biliyor olabilir. Okur ise yalnızca ayrılış sahnesini görür. Kararın gerekçesi anlatıda yeterince kurulmamışsa karakterin davranışı inandırıcılığını kaybedebilir. Öte yandan açıklamanın geciktirilmesi bilinçli bir tercih de olabilir. Aynı anlatım kararı, bir metinde merak yaratırken başka bir metinde anlamayı güçleştirebilir.
Bu ayrımı yapabilmek için yazarın zihnindeki hikayeden uzaklaşıp sayfada kurduğu hikayeye bakması gerekir.
Nancy Sommers'ın 1980 tarihli araştırması, revizyon sırasında ortaya çıkan bu soruna önemli bir açıklama getirir. Sommers, öğrenci yazarlarla deneyimli yazarların metinlerini nasıl gözden geçirdiğini karşılaştırır. Deneyimli yazarların revizyon sürecinde sözcük değişikliklerinin ötesine geçtiklerini gösterir. Bu yazarlar, anlatmak istedikleriyle metnin gerçekten aktardıkları arasındaki uyumsuzlukları da değerlendirir.
Sommers'ın araştırması romanlar üzerinde yürütülmemiştir. Yine de yaratıcı yazarlık açısından yararlı bir düşünme alanı açar. Bir cümlenin kendi başına başarılı olması, anlatının bütünü içinde aynı ölçüde başarılı olacağını garanti etmez. Yeniden okumada cümlenin işlevi, çevresindeki sahnelerle ilişkisi ve okurda oluşturduğu anlam da incelenmelidir (Sommers, 1980, ss. 384–387).
HORATIUS VE METNİ YAYIMLAMAK İÇİN BEKLEMEK
Yazılmış bir eseri bir süre saklama düşüncesi oldukça eskidir. Bu yaklaşımın bilinen örneklerinden biri, Romalı şair Horatius'un Ars Poetica adlı eserinde yer alır.
Horatius, 386–390. dizelerde yazılanların eleştirel değerlendirmeden geçirilmesini ve yayımlanmadan önce uzun süre bekletilmesini önerir. Metnin 388. dizesindeki ifade şöyledir:
“nonumque prematur in annum”
“Dokuzuncu yıla kadar saklı tutulsun.”
Şair, bu önerisini yayımlanmış bir sözün geri alınamayacağı düşüncesiyle ilişkilendirir. Eser henüz yazarın elindeyken üzerinde çalışmak, yanlışlarını düzeltmek ve kararlarını değiştirmek mümkündür.
Horatius'un dokuz yıllık önerisi, günümüzde uygulanan bir yazma tekniğinin bilimsel temeli olarak görülemez. Bu süre, kendi döneminin edebi anlayışı içinde değerlendirilmelidir.
Burada üzerinde durulması gereken düşünce, yayımlama kararının aceleye getirilmemesidir. Yazar, eserini tamamladığı anda değerlendirme sürecini de tamamlamış sayılmaz (Horatius, Ars Poetica, dizeler 386–390).
STEPHEN KING VE ZADIE SMITH: NE KADAR BEKLEMELİ?
Stephen King, On Writing adlı kitabında ilk taslak tamamlandıktan sonra metnin bir süre dinlendirilmesini önerir. Kendi tercih ettiği süre en az altı haftadır. Bu dönemde başka bir işle veya yeni bir metinle ilgilenmek, tamamlanan taslaktan uzaklaşmayı kolaylaştırabilir (King, 2000).
King, 2006 yılında The Paris Review'a verdiği söyleşide de altı haftalık aranın yararını anlatır. Ancak bu yöntemi her kitabında uygulayamadığını belirtir. Cell üzerinde çalışırken yayımlama takvimi nedeniyle yeterince bekleyememiştir. Lisey's Story içinse ilk taslağın ardından kendisine altı hafta tanımıştır.
King'in deneyimi, bekleme süresinin çalışma koşullarına göre değişebildiğini gösterir. Yazarın üretim takvimi, teslim tarihi ve metnin ihtiyaçları bu kararı etkileyebilir (King, 2006).
Zadie Smith ise “That Crafty Feeling” başlıklı konuşmasında daha uzun bir ara önerir. Konuşmanın sekizinci bölümünde, ekonomik koşullar ve yayımlama takvimi elveriyorsa tamamlanan romanın bir süre kaldırılmasını tavsiye eder.
Smith'e göre bir yıl veya daha uzun bir ara ideal olabilir. Üç aylık bir bekleme süresinin de yarar sağlayabileceğini söyler. Önerisinin merkezinde, yazarın metni okur gözüyle değerlendirebilmesi vardır.
Bu düşünceyi şöyle ifade eder: “Metninizi düzenlemenin sırrı basit: onun yazarı yerine okuru olmanız gerekir.”
Smith, konuşmayı yaptığı sırada bu öneriyi kendisinin henüz uygulamadığını da açıkça belirtir. Dolayısıyla sunduğu süreler, kişisel deneyim ve gözlemlerine dayanan tavsiyelerdir (Smith, 2008, bölüm 8).
King'in altı haftasıyla Smith'in bir yılı arasında önemli bir fark vardır. İki yazar da metne yeniden bakabilmek için araya ihtiyaç duyulabileceğini düşünür. Ancak verdikleri süreler, uygulanması zorunlu kurallar olarak değerlendirilmemelidir.
BİLİŞSEL ARAŞTIRMALAR NE SÖYLÜYOR?
Metni bekletmenin yararını açıklamak için sıklıkla zihinsel aşinalıktan söz edilir. Bir metinle uzun süre ilgilenmek, kimi hataları fark etmeyi zorlaştırabilir. Ancak bu konuda yapılan araştırmaların kapsamını doğru değerlendirmek gerekir.
Daneman ve Stainton'ın 1993 tarihli araştırması, insanların kendi ürettikleri metinlerde hata bulmakta zorlanabildiklerini gösteren sonuçlar içerir. Araştırmacılar bu durumu aşırı aşinalıkla ilişkilendirir.
Yazar, yazarken kurduğu cümleyi ve vermek istediği anlamı hatırlar. Yeniden okurken de kimi eksikleri zihnindeki bilgiyle tamamlayabilir. Ancak bu açıklama, bütün yazarların kendi metinlerindeki hataları kaçıracağını gösteren genel bir yasa oluşturmaz.
Nitekim Burgoyne ve çalışma arkadaşlarının 2023 yılında yayımlanan araştırması, daha temkinli bir değerlendirmeyi gerektirir. Araştırmacılar iki ayrı göz izleme deneyi yürütmüştür. İlk deneyde, kişinin kendi ürettiği metindeki hataları saptamakta daha fazla zorlandığını gösteren etki ortaya çıkmamıştır. İkinci deneyde gözlenen zayıf etki ise istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır (Daneman ve Stainton, 1993; Burgoyne ve diğerleri, 2023).
Bu çalışmalar yazım ve düzeltme hatalarının saptanmasına odaklanır. Bir romanın olay örgüsünü, karakter gelişimini veya anlatı yapısını değerlendirmek çok daha kapsamlı bir iştir. Dolayısıyla araştırma sonuçlarını doğrudan roman revizyonuna uygularken dikkatli olunmalıdır.
Konuyla ilişkili ikinci araştırma alanı, psikolojide kuluçka etkisi olarak adlandırılan incubation çalışmalarıdır.
Kuluçka etkisi, bir problem üzerinde çalışmaya ara verdikten sonra yeniden düşünmenin çözüm sürecini nasıl etkilediğini inceler.
Sio ve Ormerod'un 2009 tarihli meta-analizi, ara vermenin problem çözme performansı üzerinde ortalama olarak olumlu bir etkisi olabileceğini gösterir. Ancak etkinin büyüklüğü, problemin türüne ve çalışma koşullarına göre değişir.
Bu sonuç, yaratıcı bir problemden geçici olarak uzaklaşmanın yararlı olabileceğini destekler. Roman taslaklarının belirli bir süre bekletilmesi gerektiğine ilişkin doğrudan bir kanıt sunmaz (Sio ve Ormerod, 2009).
Bu nedenle altı hafta, üç ay veya bir yıl gibi süreler bilimsel bir zorunluluk olarak sunulmamalıdır. Aynı şekilde, zihnin belirli bir sürenin sonunda metne ilişkin bütün ön bilgileri unuttuğunu söylemek de doğru olmaz.
Araştırmaların işaret ettiği olasılık daha sınırlıdır. Ara vermek, kişinin dikkatini ve problemi değerlendirme biçimini değiştirmesine yardımcı olabilir.
YAZMA SÜRECİ VE YABANCILAŞTIRMA
Bir metni yazmak ve gözden geçirmek, her zaman birbirini izleyen iki ayrı aşama olarak ilerlemez.
Linda Flower ve John R. Hayes'in 1981 tarihli bilişsel yazma modeli, planlama, metne dökme ve gözden geçirmeyi birbiriyle etkileşim hâlindeki süreçler olarak açıklar.
Yazar bir sahneyi yazarken önceki planını değiştirebilir. Metni gözden geçirirken yeni bir düşünce geliştirebilir. Bir cümleyi düzeltmek, bazen sahnenin bütün yapısını yeniden kurmasına yol açabilir.
Bu model, revizyonun ilk taslak bittikten sonra başlayan tek bir aşamayla sınırlanamayacağını gösterir. Yazma sırasında da değerlendirme yapılır. Revizyon sırasında da yaratıcı kararlar alınır (Flower ve Hayes, 1981, ss. 366–367, 375–376).
Donald M. Murray'nin 1978 tarihli çalışması ise içsel ve dışsal revizyon arasında ayrım yapar.
İçsel revizyon, yazarın anlatmak istediklerini keşfetmesi ve geliştirmesiyle ilgilidir. Dışsal revizyon, metnin okura sunulacak biçimini hazırlamaya yönelir.
Bu ayrım, revizyonun yalnızca dil yanlışlarını düzeltmekten ibaret olmadığını gösterir. Yazar bazen ne anlatmak istediğini yeniden düşünür. Bazen de anlatmak istediği şeyi okura daha açık ve etkili biçimde ulaştırmaya çalışır.
Murray'nin yaklaşımı, bu süreçler arasına zorunlu bir bekleme süresi koymaz (Murray, 1978, ss. 87, 91–94).
Konuyla ilişkilendirilebilecek bir başka kavram, Viktor Şklovski'nin 1917 tarihli “Art as Technique” yazısında ele aldığı yabancılaştırmadır.
Şklovski'nin ostranenie kavramı, sanatın alışılmış algıyı değiştirme gücüyle ilgilidir. Sanatsal anlatım, tanıdık bir nesneyi veya deneyimi yeniden fark etmemizi sağlayabilir. Böylece gündelik algının otomatikleşmiş yapısı kesintiye uğrar.
Yazarın kendi metnine uzun bir aradan sonra dönmesiyle bu düşünce arasında bir benzerlik kurulabilir. Sürekli okunan ve üzerinde çalışılan bir metin zamanla fazlasıyla tanıdık hâle gelebilir. Araya giren süre, anlatıya farklı bir dikkatle yaklaşmayı kolaylaştırabilir.
Ancak Şklovski'nin yabancılaştırma kavramı, taslakları bekletmek için geliştirilmiş bir yöntem değildir. Buradaki ilişki, iki farklı düşünce alanı arasında kurulan kuramsal bir yorumdur (Şklovski, 1917/1965).
ELEŞTİREL MESAFEYİ REVİZYONA DÖNÜŞTÜRMEK
Bir metni haftalarca bekletmek, geri dönüşte nasıl okunacağı sorusunu kendiliğinden çözmez. Yazarın neyi aradığını ve hangi sorunlara öncelik vereceğini bilmesi gerekir.
Sol Stein, Stein on Writing adlı kitabında revizyon için bir önceliklendirme yaklaşımı önerir. Triage adını verdiği bu yöntemde, metni daha geniş ölçekte etkileyen sorunlar önce ele alınır.
Örneğin bir romanın temel çatışması yeterince gelişmemişse tek tek cümleleri düzeltmek sorunu çözmeyebilir. Öncelikle çatışmanın kuruluşu, olayların birbirini nasıl etkilediği ve karakterlerin amaçları değerlendirilmelidir.
Stein, revizyonun ardından metni yeniden dinlendirmeye de yer verir. Böylece bekleme, yazma sürecinin farklı aşamalarında kullanılabilecek bir uygulama olarak ele alınır (Stein, 1995, bölüm 32).
Bu yaklaşımdan hareketle, ilk geri dönüş okumasında sorunları belirlemek ve çözüm üretmek için ayrı zamanlar ayırmak yararlı olabilir.
Öncelikle metnin bir kopyası korunmalıdır. Ardından taslak, mümkün olduğunca kesintisiz okunabilir. Okuma sırasında dikkatin dağıldığı, karakter davranışlarının yeterince gerekçelendirilmediği veya anlatının vaat ettiği bir gelişmenin karşılıksız kaldığı yerler işaretlenebilir.
İlk okumada her sorunu hemen düzeltmek gerekmez. Bazen bir sahnede görülen aksaklığın nedeni romanın çok daha önceki bir bölümünde bulunur.
Örneğin iki karakter arasındaki yüzleşme başarılı bir dille yazılmış olabilir. Ancak sahne, karakterlerin ilişkisini değiştirmiyor ve okurun zaten bildiği bilgileri tekrarlıyorsa anlatıdaki işlevi sorgulanmalıdır.
Buna karşılık olay örgüsünü doğrudan ilerletmeyen her sahnenin çıkarılması gerekmez. Kimi sahneler atmosfer kurar, karakterin iç dünyasını derinleştirir veya anlatının sesini güçlendirir.
Revizyon sırasında yalnızca anlatının hızını artırmaya çalışmak, bu tür işlevlerin gözden kaçmasına neden olabilir.
Bu değerlendirmeyi yaparken beş soru yol gösterici olabilir.
Okurun o anda ihtiyaç duyduğu bilgiler metinde yeterince bulunuyor mu?
Karakterlerin kararlarını ve davranışlarını destekleyen işaretler kurulmuş mu?
Bir sahnenin eklenmesi, çıkarılması veya yerinin değiştirilmesi anlatının diğer bölümlerini nasıl etkiliyor?
Metindeki belirsizlik merak mı uyandırıyor, yoksa olayları takip etmeyi mi zorlaştırıyor?
Yapılan değişiklikler anlatının sesini ve estetik tercihlerini koruyor mu?
Bu sorular, roman revizyonu için önerilen editoryal bir değerlendirme çerçevesidir. Deneysel olarak doğrulanmış bir ölçme aracı niteliği taşımaz.
Sorulara verilen yanıtlar, yazarın metne hangi noktalarda müdahale edeceğini belirlemesine yardımcı olabilir. Böylece revizyon, rastgele düzeltmelerin yerini bilinçli kararların aldığı bir çalışma sürecine dönüşür.
Bir romanı tamamladıktan sonra bekletmek, yazarın kendi metniyle kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. Ancak bu değişimin ne zaman gerçekleşeceği veya her yazar için aynı sonucu doğurup doğurmayacağı kesin olarak bilinmiyor.
Horatius'un uzun bekleme önerisi, King'in altı haftalık arası ve Smith'in daha geniş zaman aralığı, farklı dönemlerin yazarlık deneyimlerinden doğmuştur. Bilişsel araştırmalar ise ara vermenin belirli koşullarda yararlı olabileceğini gösterir. Bu bulgular, roman revizyonu için evrensel bir süre belirlemeye yetmez.
Yazar metne yeniden döndüğünde anlatının yapısını, karakterlerin davranışlarını ve okurun karşılaşacağı bilgileri inceleyebilir. Daha önce fark etmediği sorunları görebilir. Güçlü bulduğu sahnelerin işlevini yeniden değerlendirebilir. Bazı bölümlerin korunmasına, bazılarının değiştirilmesine karar verebilir.
Metni bekletmenin değeri, sonunda verilen bu kararlarla ortaya çıkar.
Eleştirel mesafe, yalnızca zamanın geçmesiyle oluşmaz. Yazarın bildikleriyle metnin okura sundukları arasındaki farkı görebilmesi, revizyonun en önemli kazanımlarından biridir.
Alıntı notu: Metindeki Türkçe alıntılar bu çalışma için çevrilmiştir. Yayımlanmış Türkçe baskılardan aktarılmamıştır. Doğrudan alıntı dışındaki görüşler ilgili kaynaklardan özetlenmiştir.
KAYNAKÇA
Burgoyne, A. P., Saba-Sadiya, S., Harris, L. J., Becker, M. W., Brascamp, J. W. ve Hambrick, D. Z. (2023). Revisiting the self-generation effect in proofreading. Psychological Research, 87(3), 800–815. https://doi.org/10.1007/s00426-022-01699-3
Daneman, M. ve Stainton, M. (1993). The generation effect in reading and proofreading: Is it easier or harder to detect errors in one's own writing? Reading and Writing, 5, 297–313.
Flower, L. ve Hayes, J. R. (1981). A cognitive process theory of writing. College Composition and Communication, 32(4), 365–387.
Horatius. Ars Poetica. Özellikle 386–390. dizeler. MÖ 1. yüzyıl.
King, S. (2000). On Writing: A Memoir of the Craft. Scribner.
King, S. (2006). Stephen King, The Art of Fiction No. 189. Söyleşiyi yapanlar: Nathaniel Rich ve Christopher Lehmann-Haupt. The Paris Review, 178, Sonbahar.
Murray, D. M. (1978). Internal revision: A process of discovery. C. R. Cooper ve L. Odell (Ed.), Research on Composing: Points of Departure içinde (ss. 85–103). National Council of Teachers of English.
Sio, U. N. ve Ormerod, T. C. (2009). Does incubation enhance problem solving? A meta-analytic review. Psychological Bulletin, 135(1), 94–120.
Smith, Z. (2008, 1 Haziran). That crafty feeling. The Believer, 54. Columbia Üniversitesi Yazarlık Programı'nda 24 Mart 2008 tarihinde yapılan konuşma.
Sommers, N. (1980). Revision strategies of student writers and experienced adult writers. College Composition and Communication, 31(4), 378–388.
Stein, S. (1995). Stein on Writing. St. Martin's Press.
Şklovski, V. (1965). Art as technique. L. T. Lemon ve M. J. Reis (Çev.), Russian Formalist Criticism: Four Essays içinde (ss. 3–24). University of Nebraska Press. Özgün metin 1917 yılında yayımlanmıştır.