Stephen King’in Hayalet Yazarı - Bir Söylenti, Bir Mahlas Ve Edebiyatın Emekle Kurduğu Huzursuz İlişki
Stephen King’in tek yazarlı kitaplarını hayalet yazarlara yazdırdığı iddiasını destekleyen doğrulanmış bir kanıta kamuy…
Ağıtlardan İnce Memed'e uzanan yolda kurduğu yöntem; dinlemekten sahaya inmeye, yerel dili omurgaya dönüştürmeye kadar bugünün yazarına bıraktıkları...
Yaşar Kemal'in doğum günü kaynakların çoğunda 6 Ekim olarak kaydedilmiştir. Yıl konusunda ise fikir birliğine varılmış değil. Ansiklopedik bir bilgi olarak genellikle 1923 verilir, yayınevinin biyografisi 1926'ya işaret eder. Hayatının pek çok ayrıntısı gibi doğum yılı da belgeyle rivayet arasında kalmıştır. Yaşar Kemal, 1940'ların başında Çukurova'da ortaokulu yarıda bırakmış bir genç olarak köy köy dolaşır ve cenazelerde yakılan ağıtları dinler, akşam olunca aklında kalanları yazar. 1943'te bu ağıtlar Adana Halkevi'nden ince bir kitap olarak çıkar; yıllar sonra kitapları kırkı aşkın dile çevrilen ve uzun süre Nobel beklentisiyle anılan bir romancı olur.
Yaşar Kemal'e dair biyografik bilgileri birçok kaynaktan rahatlıkla edinmek mümkün. Bu yazı, Türk edebiyatının ustalarından olan yazarı edebî mirası üzerinden anıyor; Türk edebiyatında nerede durduğunu ve çalışma biçiminin bugünün yazarlarına ne anlattığını anlamaya çalışıyor.
Kaçakçıların, Irgatların, Sokak Çocuklarının Dünyası
Yaşar Kemal, toplumcu gerçekçiliğin ve onun Türkiye'ye özgü kolu olan köy romanının içinde kabul edilir. Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt ile aynı listededir; konuları da (ağalık düzeni, toprak, yoksul köylü vb.) bu çizgiye uyar. Yalçın Armağan, 1960'larda ve 1970'lerde yoğun ilgi gören köy romanının en önemli isminin Yaşar Kemal olduğunu ifade eder. Yaşar Kemal bu isimler arasında ayrı bir yere sahiptir. Kendini bir söyleşide "Türkiye'de ilk köylü asıllı romancı" diye tanımlar. Armağan'a göre Mahmut Makal ve onu izleyen Köy Enstitülü yazarlar, köyde yetişmiş olsalar da köylüyü aydınlatılması gereken bir kitle olarak görmeyi tam olarak bırakamamıştır; Yaşar Kemal ise köyü içeriden anlatmaktadır. Fethi Naci aynı şeyi daha açık ifade eder: "Bir [sadece] Yaşar Kemal vardır romanımızda köylüleri 'olduğu gibi' gösteren" (Fethi Naci, aktaran Armağan, 2015). Bu içeriden bakış onu, köy romanında kalıba dönüşmüş "öğretmen", "imam" ve "ağa" üçgeninin dışında tutmaya yetmiştir.
Onu çağdaşlarından ayıran asıl damar ise sözlü kültüre verdiği ehemmiyettir. Emirhan İlyaz'ın aktardığı bir değerlendirme, Yaşar Kemal'i Anadolu âşık-hikâyecilerinin geleneğine göbek bağıyla bağlı bir yazar olarak görür. Batılı ustalarını da romana destan boyutu katan Faulkner ve Şolohov gibi isimlerden seçtiğini ekler. Pertev Naili Boratav'ın vardığı sonuç bu değerlendirmeyi bir adım ileri taşır: Yaşar Kemal bu gelenekten beslenmekle kalmamış, ona yeni motifler katarak onu beslemiştir de. İlhan Başgöz ise yazarın yinelemelerle örülen dilini doğrudan epik sınıfında sayar.
Kurşun geçmeyen eşkıyalar ve dirilip dağa çıkan atlar okura Latin Amerika romanını hatırlatabilir. Yaşar Kemal'in uluslararası ününün, büyülü gerçekçiliğin keşfedildiği ve Batı dışı edebiyatlara ilginin arttığı 1960'larda yükselmesini de tesadüf saymak sağlıklı olmayacaktır (Armağan, 2015). Yine de bu mucizelerin kaynağının Köroğlu Destanı ve Çukurova rivayetleri olduğu göz önüne alındığında büyülü gerçekçilikle bağının en fazla bir akrabalık seviyesinde olduğu çıkarımı yapılabilir. Nispeten yeni bir okuma ise yazarı ekoeleştiri çerçevesinde ele almaktadır. Armağan, Yaşar Kemal'i dönemin öteki köy romancılarından ayıran en belirgin özelliğin Ortadirek'ten itibaren insan ile doğa arasındaki ilişkiye verdiği ağırlık olduğunu söyler; bu, kalkınmaya kilitlenmiş bir dönem için alışılmadık bir tercih olarak dikkat çeker. Eleştirmenler Yaşar Kemal'i eleştiriden muaf bir anıt olarak da okumamaktadır. Berna Moran, Yusufçuk Yusuf üzerinden bir çelişkiyi dile getirir. Yazar derebeyliğin çöküşünü kaçınılmaz görmekle birlikte "kafasıyla derebeyliğe karşı olsa da yüreğiyle ondan yana"dır (Moran, aktaran İlyaz, 2021). Armağan ise kalıcılığın kaynağını sorgular. Ona göre Yaşar Kemal'in ününü metinlerindeki estetik değer kadar, 1960'ların ve 1970'lerin köylüyü ve sınıf sorununu önceleyen edebiyat ortamı da kurmuştur. 1980'den sonra köy romanı gözden düştüğünde Yaşar Kemal yerini korur; bu kez vurgu uluslararası ününe ve üslubuna yönelir.
Unutulmamalıdır ki Yaşar Kemal'i özel kılan birkaç somut tercih vardır. Kaçakçıları, ırgatları, sokak çocuklarını ve Menekşe balıkçılarını kendi dilleriyle yazmıştır; Yaşar Kemal Vakfı'nın ifadesiyle "sesini duyuramayanların sesi" olmuştur. Çukurova'nın ağzı, çeviriler aracılığıyla dünyanın dört bir yanında okunmuş; gazete röportajıyla romanı da aynı ciddiyetle yazmış ve her ikisinin de sınırlarını aşındırmıştır.
Cümle Önce Kulakta Kurulur
Yaşar Kemal'in yazarlığı bir kayıt işiyle başlar. Çocukken yaşadığı ağır bir sarsıntının ardından on iki yaşına kadar kekeme kalmış ve uzun yıllar dinleyen tarafta olmuştur. Çukurova'nın Türk âşıkları, Kürt dengbejleri, ağıtçı kadınları onun ilk okulu olur. Ortaokulu bıraktıktan sonra, 1940-1941'de Çukurova'yı ve Toroslar'ı dolaşıp derlemeler yapar; Ağıtlar bu derlemelerden doğan bir eserdir.
Bu başlangıç bugünün yazarına aslında basit bir şey söyler: yazı, kâğıda dökülmeden önce kulakta biçimlenmektedir. Bir anlatıcının nerede durakladığını, sesini nerede alçalttığını bilmeyen yazar, anlatıyı doğru kursa bile canlı kanlı şekilde işler hâle getiremez. Bugün dinlemek için köy köy dolaşmak gerekmiyor; sözlü tarih arşivleri, büyükannenin telefondaki sesli mesajları el altında. Ama kulağı ritme alıştırmak hâlâ yıllar isteyen bir uğraş.
"Röportaj Bal Gibi Edebiyattır"
Mayıs 1951'de Yaşar Kemal Cumhuriyet gazetesine girer. Onu öneren Arif Dino, gazetenin sahibi Nadir Nadi'ye "size çifte kavrulmuş yontu gibi bir delikanlı veriyorum" demiştir (Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, aktaran Yavalar ve Çakır, 2021). Nadir Nadi yeni muhabirini röportaj için Anadolu'ya yollar; ilk durak Diyarbakır'dır.
Aynı yaz Antep'e gider. Kaçakçıların uğrak kahvelerinde gazeteci olduğunu saklar; garson ona bir ad bulmuştur: Adanalı Kaçakçı Hasan. Üç aydan uzun süre kaçakçılarla yaşar, sırtında dolu bir çuvalla kayalık yollardan geçer. "Kaçakçılar Arasında 25 Gün" dizisi bu deneyimden çıkar. Birkaç ay sonra, 10 Ocak 1952'de, Erzurum'un Pasinler ilçesindeki depremin ardından bölgeye ilk varan gazetecilerden biridir; 37 köyde çadırlarda kalan 16 bin 473 kişinin durumunu yerinde yazar.
Yöntemini açıkça anlatmıştır. Yaşar Kemal "herhangi bir röportajıma herhangi bir romanım kadar çalıştım," der, "hiçbir röportajımda bir tek not almadım. Ne bir sözcük, ne bir çizgi." (Yaşar Kemal, "Röportaj Üstüne", Milliyet Sanat, Ağustos 1975) Son iki röportajında teyp kullanmıştır fakat kayıtları hiç dinlememiştir: "Ama bir kere olsun, yazmak için teybi açıp da dinlemedim." Not almamasının gerekçesini "Not almak yaşamayı engelliyor," diyerek açıklar (Yaşar Kemal, "Neden Çocuklar İnsandır?", Zulmün Artsın). Ona göre gerçeğe, o dünyayı yaşayıp sonra yeniden yaratarak varılır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, bu anlayışın Türk edebiyatına "röportaj-öykü" türünü kazandırdığını kaydetmiştir. Röportajın tür sınıflandırmasına dair tartışmalar için de şunları söyler: "Röportajı bir edebiyat dalı saymak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür." (Yaşar Kemal, "Röportaj Üstüne", Röportaj Yazarlığında 60 Yıl)
Bugünün yazarı için en zor derslerden biri de bu görünmekte. Bir şehrin sokak planına, bir mesleğin terimlerine birkaç dakikada ulaşabiliriz fakat arama motoru bir kahvenin sabah kokusunu, bir çiftçinin hasattan önceki suskunluğunu vermekten çok uzaktır. Romanınız bir fabrikada geçiyorsa orada bir sabah işbaşı yapmanın karşılığını hiçbir dokümanda bulamazsınız. Not defterini bırakmanız gerekmez; sahada geçen saatlerin yerini masa başında geçen saatlerin tutmadığını bilmek yeterli olacaktır.
“Ağır Yüklerden Sonra Sığınılan Yer Mittir”
İnce Memed'in kahramanı, yazarın kendi deyimiyle bir "mecbur insan"dır. Ağaların zulmü karşısında dağa çıkmaktan başka yolu kalmamış yoksul bir köylüdür. Romanın gücü, bu mecburiyeti iki ayrı katmanda anlatmasından gelir. Bir yanda Memed'in korkuları ve tereddütleri dururken öbür yanda köylülerin onun çevresinde ördüğü efsane vardır. Köylülere göre Memed gecenin karanlığında gözlerinden ışık saçmaktadır, boyu kavak gibi uzayıp kısalır; "Kurşun da geçmiyordu ona" (İnce Memed I, aktaran Topluk, 2017). Yaşar Kemal'in bu efsaneyi küçümsediği düşünülmesin; o, insanı "mit yaratan bir yaratık" olarak tanımlarken nedenini şöyle açıklar: "Mitse her zaman için bir kaçıştır. Doyumsuzluklardan, ağır yüklerden sonra sığınılan yer mittir" (Yaşar Kemal, aktaran Topluk, 2017).
Bu düşün biçimi onu çağdaşı Kemal Tahir'den keskin çizgilerle ayırmaktadır. Gökhan Topluk, Taner Timur'un "Kemal Tahir Yaşar Kemal'in antitezidir" saptamasından yola çıkarak Kemal Tahir'in eşkıya türkülerini ve onları söyleyen saz şairlerini sertçe eleştirdiğini, eşkıyayı ağaların uzantısı saydığını belirtir. Yaşar Kemal ise halkın abarttığını kabul etmekle birlikte sosyal eşkıyanın gerçekliğinden şüphe etmez; tarihteki Memed ile halkın Memed'i arasındaki fark, ona göre yalnızca bir derece farkıdır.
Bu durumun günümüz karşılığı oldukça geniş görünmekte. Antikahraman romanlarında da fantastik serilerde de okurun efsaneyi sevdiği, bir karaktere "inanması" için ise efsanenin altındaki "insanı" görmesi gerektiği akılda tutulmalı.
Mekânın Karakteri
Yaşar Kemal'in romanlarında doğa, insana eş değer boyutta yer kaplamaktadır. Ayaydın'ın tezinde aktarıldığı gibi yazar, insanın ancak doğayla sağlıklı bir ilişki kurduğu sürece huzurlu olabileceğine inanmakta ve roman kişilerinin ruh hâlini onların doğayı algılayışı üzerinden kurmaktadır. Çukurova'nın sıcağı da Toros'un karı da olayların gidişine müdahildir.
Hayvanlar da bu dünyanın sadık üyesidir. S. Seza Yılancıoğlu, İnce Memed dörtlüsündeki Doru atın Köroğlu'nun Kırat'ına benzediğini göstermektedir. Bu at bazen cılız bir beygir, bazen efsunlu bir at olmaktadır. Ağalar, Memed'in yenilmezliğinin sırrını bu atta görür ve onu kurşuna dizdirir. Ertesi gün at, ak giysili on iki adamın eşliğinde dirilip dağa çıkar. Yılancıoğlu'nun değerlendirmesine göre, umutsuzluk içindeki köylünün tek umudu bu at olmuştur.
Kurgu yazarının buradan alacağı şey, mekânı karakterin gözünden yazmak olmalıdır. Örneğin, aynı sarı tarla borçlu köylüye başka, toprak sahibine bambaşka görünür. Anlatı bir İstanbul apartmanında geçse de durum değişmeyecektir.
Metin Nasıl Vücut Bulur?
İnce Memed'in yazılış hikâyesi başlı başına bir ders durumundadır. Yaşar Kemal romana 1947'de başlar ve yarıda bırakır. Konuyu bir ara senaryo olarak yazar; teslim ettiği sinemacıdan ses çıkmayınca senaryoyu romana çevirir. Cevat Fehmi'den avans alır ve romanı, Tuna'dan gelen buzların Boğaz'a indiği 1953'ün sert kışında bitirir. Para için yazdığını düşündüğünden önce kendi adını koymak istemez; eşi Thilda ile Cevat Fehmi ısrar edince razı gelir. Türk edebiyatının en çok çevrilen romanlarından birinin yazarı, kitabına adını koymaktan çekinmiştir.
Roman 1953-1954'te Cumhuriyet'te tefrika edilir, 1955'te kitap olarak basılır, ertesi yıl Varlık dergisinin roman ödülünü alır. İkinci cilt 1969'da, üçüncüsü 1984'te, dördüncüsü 1987'de gelir.
Yarım dosyalarını bekleten genç yazar için bu yolculukta iki önemli nokta mevcuttur. Yarım bırakılmış bir metin bazen yalnızca doğru biçimini beklemekte; senaryo olarak tutmayan hikâye romanda yerini bulabilmektedir. Bir karakterle onlarca yıl yaşayabilmek de mümkündür.
Yerel Dili Omurga Yapmak
Yaşar Kemal'in dili o kadar kendine özgüdür ki Ali Püsküllüoğlu 1974'te romanlarını tarayıp bir Yaşar Kemal Sözlüğü hazırlamıştır. Deniz Elif Yavalar ve Hamza Çakır, Allah'ın Askerleri röportajlarında bu dilin ("yalım yalım ortalık", "düş gibi, pusarık gibi" vb.) izini sürmüştür. Başgöz'ün tespitine göre yazar, kimi zaman üçüncü tekil anlatımı kesip okura doğrudan seslenmiştir; bu, sözlü hikâye anlatıcılarından gelen bir alışkanlıktır. Meddah nasıl dinleyicisine dönüp konuşursa romancı da okurla göz göze gelir. Yaşar Kemal'in dilini, gerçeğe bakışından ayrı düşünmek mümkün değildir. Yaşar Kemal, "Yaratmadan gerçeğe varamam ben." der (Yaşar Kemal, Fethi Naci ve Zülfü Livaneli ile söyleşi, Hürriyet Gösteri, 1986).
Yöresel bir sese yönelen yazarların sık düştüğü tuzak, metne birkaç yerel kelime serpiştirip sesin kurulduğunu sanmaktır. Okur bunu çabuk fark edecektir. Yaşar Kemal'de yerel söz varlığı cümlenin ritmiyle ve anlatıcının bakışıyla birlikte gelmekte; kelimeyi çekip aldığınızda cümle de dağılmaktadır.
Yaşar Kemal'in Yöntemi Bugün Ne Söylüyor?
Yaşar Kemal gazetecilik yaparken roman yazıyordu; kaçakçılarla geçen aylar aynı zamanda gazetenin dizisini oluşturuyordu. Sahaya "inmek", aylarca uzakta kalmayı şart koşan bir durum olmak zorunda değildir. Bir hastanede sıra beklerken ya da semt pazarında bir satıcıyla yapılan sohbet de sahaya inmenin bir parçasıdır.
Usta yazarın örneği, yöresel dilin okuru yorduğu iddiasını da boşa çıkarır. Okuru yoran aslında yerine oturmamış kelimelerdir. İnce Memed'in kırk dile çevrilmesi, yerel bir sesin uzak okura da ulaşabildiğini göstermiştir. Destansı anlatımın modasının geçtiğine dair iddiaya gelince unutulmamalıdır ki "mecbur" kalmış bir kahraman ve onun çevresinde dolaşan "söylentiler", bugün en çok okunan fantastik serilerde ve izlenen dizilerde hâlâ hikâyenin merkezinde yer almaktadır. Destanı eskiten, yalnızca onu bugünün insanının kaygılarından kopuk anlatmak olabilir.
Yaşar Kemal'in Yöntemiyle Bir Sahne Kurmak
1. Sahnenizin geçtiği dünyadan bir konuşma dinleyin. Örneğin, bir sözlü tarih kaydı, bir pazar yerinde geçen diyalog ya da bir aile büyüğünün anlatımı olabilir. Not almayın ve ertesi gün aklınızda kalanları yazmaya çalışın.
2. Çalışmanızda yer verdiğiniz bir mekâna ya da ona en yakın olabilecek bir yere gidin ve en az bir saat kalın. İlginizi çeken birkaç ayrıntıyı kaydetmeyi unutmayın.
3. Mekânı karakterinizin gözünden yazın. Örneğin, her manzara cümlesine karakterin bir kaygısını, borcunu ya da umudunu bağlayabilirsiniz.
4. Karakteriniz hakkında dolaşan bir söylentiyi başka birinin ağzından yazın; ardından aynı olayı karakterin kendi kararlarıyla anlatmayı deneyin.
5. Sahneyi sesli okuyun. Tekrarların ve ikilemelerin ritim kurduğu yerleri işaretleyin; yalnızca "süs" olarak kalanları çıkarın.
6. Metninizden uzaklaşın, örneğin bir hafta bekleyin. Sonrasında sahneyi tekrar okuyun. Metnin başka bir biçime ihtiyaç duyup duymadığını bu şekilde anlayabilirsiniz.
Yaşar Kemal’i Okuma Haritası
Yaşar Kemal kitapları yetmiş yılı aşan bir zamana yayılmıştır ve neredeyse her türe uğramıştır. Aşağıda usta yazarın kitapları, dönemlerine ve damarlarına göre bir araya getirildi.
Derlemeler ve ilk öyküler
Kitaplık Ağıtlar'la (1943) açılmış; askerliği sırasında yazdığı ilk öyküsü "Pis Hikâye" ancak 2002'de ayrı kitap olabilmiştir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak (1952) Çukurova insanının sıcakla, açlıkla ve hastalıkla boğuşmasını anlatırken öyküleri daha sonra Bütün Hikâyeler'de (1967) toplanır. Folklor derlemeyi hiç bırakmaz: Sabahattin Eyüboğlu ile hazırladığı halk edebiyatı seçkisi Gökyüzü Mavi Kaldı (1978), Yayımlanmamış 10 Ağıt (1985) ve gençlik derlemelerini toplayan Sarı Defterdekiler (1997) bu damardan gelmiştir.
Çukurova romanları
İnce Memed'in dört cildi 1955 ile 1987 arasında yayımlanmıştır. İlk cildin yayımlandığı yıl çıkan Teneke (1955), çeltik ağalarının düzenine karşı koyan genç ve idealist bir kaymakamın trajedisini ele almaktadır. 1951'de yazılıp 1982'de yayımlanan Hüyükteki Nar Ağacı'nda, tarımda makineleşmeyle işsiz kalan köylülerin dramına yer verilir.
Darda kalan köylüler ve mit
Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk kitabı Ortadirek (1960), pamuk toplamak için Çukurova'ya inen köylülerin çileli yolculuğunu ele alırken yazar, romanı insan direncinin alegorisi olarak tanımlamıştır. Yer Demir Gök Bakır (1963) darda kalan köylülerin aralarından birini ermiş mertebesine çıkarıp kendi mitlerini yaratmasını konu edinir. Üçlemenin son kitabı Ölmez Otu (1968) değişen koşullar altında bir mitin yıkılışını ve yenilerinin doğuşunu işlemektedir.
Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik
Üç Anadolu Efsanesi (1967) Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik anlatılarını yeniden ele almıştır. Ağrı Dağı Efsanesi (1970), Ahmet ile Gülbahar'ın aşkı ve kapıya gelen bir at etrafında halkın zalim paşaya karşı dayanışmasını konu edinir. Binboğalar Efsanesi (1971) Türkmen göçebelerin yerleşik düzene zorlanırken yaşadığı çözülmeyi; Çakırcalı Efe (1972) ise Osmanlı'nın son döneminde dağa çıkan ünlü Ege eşkıyasına yer vermektedir.
Eski ağalar ve yeni düzen
Bir ırmak roman olarak tasarlanan Akçasazın Ağaları dizisinin iki kitabı, Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974) ve Yusufçuk Yusuf (1975), Çukurova'nın eski ağalarının yeni ekonomik düzende sanayiciye dönüşmesini, kan davalarını ve yozlaşmayı anlatmaktadır.
Dönüş anlatısı
1970'lerin ortasında coğrafya genişler. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976) Şile'de, deniz kıyısında geçer. Aynı yıl çıkan Yılanı Öldürseler (1976), babasının ölümünden annesini sorumlu tutan bir çevrenin baskısı altında kalan küçük Hasan'ın trajedisidir. Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977) sömürenle sömürülen arasındaki ilişkiyi alegoriyle anlatan bir çocuk romanıdır. 1978'de iki İstanbul kitabı birden gelir: Menekşe balıkçılarını, yunus kırımını ve kentte yabancılaşmayı anlatan Deniz Küstü ile Florya düzlüğünde kuş yakalayıp "azat buzat" diye satan sokak çocuklarının hikâyesi Kuşlar da Gitti.
"Korkunun romanı"
Kimsecik üçlemesini açan ve otobiyografik izler taşıyan Yağmurcuk Kuşu (1980), Van Gölü kıyısından Çukurova'ya göç eden bir ailenin yolculuğunu anlatmaktadır. Üçlemenin ortak izleğini korku oluşturmakta; ikinci kitap Kale Kapısı (1985) "korkunun romanı" olarak anılmaktadır. Kanın Sesi (1991) ise Salman adlı çocuğun çevresinde örülmüştür.
Yakın tarihin acıları
Bir Ada Hikâyesi dörtlemesini oluşturan Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997), Karıncanın Su İçtiği (2002), Tanyeri Horozları (2002) ve Çıplak Deniz Çıplak Ada (2012), nüfus mübadelesinden sonra boşalan kurmaca bir adada kurulan yeni bir hayatı anlatmaktadır. Balkan Savaşlarından Sarıkamış'a ve Çanakkale'ye kadar yakın tarihin acıları bu adada buluşturulur. 2013'te çıkan kısa romanı Tek Kanatlı Bir Kuş bu dönemin son kurmaca kitaplarından biri durumundadır.
Röportajlar
Yanan Ormanlarda Elli Gün, Çukurova Yana Yana ve Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün (hepsi 1955) ile Peri Bacaları (1957) gazetecilik yıllarının ilk kitaplarıdır. Bu Diyar Baştan Başa (1971) ve Bir Bulut Kaynıyor (1974) röportajları bir araya getirir; sokak çocuklarını anlatan Allah'ın Askerleri (1978) bunları izlemiştir. Nuhun Gemisi (1990) dizinin yeni baskısını açmaktadır. Denizler Kurudu (1994), Marmara'da trol ve lambayla yapılan avcılığın denizi nasıl tükettiğini Menekşeli balıkçıların ağzından aktarmaktadır. Röportaj Yazarlığında 60 Yıl (2011) o güne kadar yayımlanmamış "Hasankale Yerle Bir" röportajını gün ışığına çıkarırken Çocuklar İnsandır (2013), Neredesin Arkadaşım (2014) ve Yağmurla Gelen (2014) son yıllarda yeniden derlenen röportajlar olmuştur.
Yazılar ve konuşmalar
Gazete yazılarını toplayan Taş Çatlasa (1961) ve Baldaki Tuz (1974), konuşmalarını da içeren Ağacın Çürüğü (1980), sanat ve toplum üzerine Ustadır Arı (1995), demokrasi ve insan hakları üzerine olan Zulmün Artsın (1995), ardından Binbir Çiçekli Bahçe (2009), Bu Bir Çağrıdır (2012) ve Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne (2014) romancının sağduyulu kamusal sesini taşımaktadır.
Yaşar Kemal'in söyleşi, şiir ve çevirileri
Alain Bosquet ile mektuplaşarak yürüttüğü Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor ve Yüzler (2005) söyleşi kitaplarıdır. Bugünlere Bahar İndi (2010) yayımlanan tek şiir kitabı olma özelliğini taşırken Ayışığı Kuyumcuları, Albert Vidalie'nin romanından Thilda Kemal ile birlikte yaptığı çeviridir. Yolda (2010) ise bir öykü kitabıdır.
Ölümünden sonra
Öyküleri ölümünden sonra da yayımlanmayı sürdürür: Beyaz Pantolon (2016), Sivas'tan göç etmiş çöpçü Rüstem Çavuş'un hikâyesini de içeren Kalemler (2016) ve Yeşil Kertenkele (2017).
Merak Edilenler
Yaşar Kemal kimdir?
Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli'dir. İlk yazılarını Kemal Sadık Göğceli imzasıyla yayımlamış, 1951'de Cumhuriyet gazetesine girince Yaşar Kemal adını kullanmaya başlamıştır. Romanları, öyküleri ve röportajlarıyla Türk edebiyatının dünyada en çok okunan yazarlarından biridir.
Yaşar Kemal hangi edebi akıma mensuptur?
Edebiyat tarihlerinde toplumcu gerçekçiliğin ve köy romanının önde gelen isimleri arasında sayılmaktadır. Sözlü kültürü modern romanla birleştiren destansı üslubu ve insan-doğa ilişkisine verdiği ağırlık, onu bu çerçevenin dışına taşımıştır.
Yaşar Kemal ne zaman doğdu ve ne zaman öldü?
Kaynakların çoğu doğum tarihini 6 Ekim 1923 olarak verirken yayınevinin biyografisinde 1926 yazmaktadır. Osmaniye'nin Hemite (bugünkü Gökçedam) köyünde doğmuş, 28 Şubat 2015'te İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.
Yaşar Kemal'in roman serileri nelerdir?
İnce Memed dörtlüsü (1955-1987), Dağın Öte Yüzü üçlemesi (1960-1968), Akçasazın Ağaları (1974-1975), Kimsecik üçlemesi (1980-1991) ve Bir Ada Hikâyesi dörtlemesi (1997-2012) Yaşar Kemal'in serileridir.
İnce Memed kaç ciltten oluşur?
İnce Memed romanı dört ciltten oluşmaktadır. İlk cilt 1955'te, ikincisi 1969'da, üçüncüsü 1984'te, dördüncüsü 1987'de yayımlanmıştır.
Yaşar Kemal okumaya hangi kitapla başlanmalı?
Romanla başlamak isteyenler için İnce Memed 1 en doğal kapıdır. Daha kısa bir başlangıç arayanlar Sarı Sıcak'taki öykülere, yazarın İstanbul'unu merak edenler Deniz Küstü'ye, gözlem gücünü görmek isteyenler Bu Diyar Baştan Başa röportajlarına yönelebilir.
Yaşar Kemal'in "yazarlık atölyesinde" taklit edilecek bir üslup aramak boşunadır zira o dil Çukurova'da, belirli bir kulakla ve belirli bir hayatla kurulmuştur. Bugünün yazarının Yaşar Kemal'den öğrenebileceği şeyler ise temelde şunlar gibi görünmekte: dinlemeye ayrılan zaman, sahaya gitme cesareti ve bir hikâyenin olgunlaşmasını bekleyebilme sabrı. 451 Atölye olarak doğumunun yıl dönümünde Yaşar Kemal'i hürmetle anıyoruz.
Yararlanılan Kaynaklar
Armağan, Yalçın. "Kıyamete Kadar Yaşar Kemal'i Okumak". Moment Dergi, C. 2, S. 1, 2015, s. 347-362.
Ayaydın, Günil Özlem. Yaşar Kemal'in İstanbul'una Çevreci Bir Yolculuk. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Bilkent Üniversitesi, 2003.
Ayaydın Cebe, Günil Özlem. "Yaşar Kemal". Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2019.
İlyaz, Emirhan. "Bir Sözlü Kültür Unsuru Olarak Rivayetin Roman Tipine Etkisine İlişkin Bir İnceleme: İnce Memed 1 Örneği". TURAS, C. 2, S. 3, 2021, s. 137-155.
Kemal, Yaşar. Röportaj Yazarlığında 60 Yıl. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011.
Kemal, Yaşar. "Neden Çocuklar İnsandır?" (Söyleşi: Kemal Özer, 13 Eylül 1975). Zulmün Artsın: Yazılar / Konuşmalar. Haz. Alpay Kabacalı. İstanbul: Can Yayınları, 1996, s. 169-178.
Kemal, Yaşar. "Yaşar Kemal ile Söyleşi" (Söyleşi: Fethi Naci ve Zülfü Livaneli). Hürriyet Gösteri, S. 68, Temmuz 1986, s. 7-12.
Topluk, Gökhan. "Kemal Tahir ve Yaşar Kemal Örnekleri Üzerinden Eşkıyalık Yazımına Bir Bakış". Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 5, S. 1, 2017, s. 59-78.
Yavalar, Deniz Elif ve Hamza Çakır. "Yaşar Kemal'in 'Allah'ın Askerleri' İsimli Eserini Edebi Gazetecilik (Röportaj) Tekniği Üzerinden Yeniden Okumak". e-Kurgu, C. 29, S. 2, 2021, s. 1-26.
Yılancıoğlu, S. Seza. "Yaşar Kemal'in Anlatısında At İmgesi". Çev. Elif Kayalar. Folklor/Edebiyat, C. 16, S. 64, 2010, s. 25-32.
All rights reserved – Copyright by Ümmü Akkuş – 2026*
(Kullanılan görseller, AI araçlarının desteğiyle hazırlanmıştır.)