Bir Anıyı Klasiğine Dönüştüren Kara Mizah

451 GÜNLÜĞÜ

Bir Anıyı Klasiğine Dönüştüren Kara Mizah

Öğrencilerine anlattığı hikâyesini kâğıda döktü ve dünya edebiyatının en dokunaklı çocukluk anlatılarından birini dünya edebiyatına kazandırdı…

Frank McCourt'un hayatı iki bölümden oluşur; birinde, Limerick'in ıslak sokaklarında açlıkla büyümüştür; ötekinde ise, New York'daki liselerde otuz yıl boyunca hikâye anlatarak geçinir. İkisi arasındaki mesafe kırk yıldan uzun sürer zira McCourt, kendi çocukluğunu yazıya dökmeye ancak altmışlı yaşlarına geldiğinde cesaret edebilmiştir. Angela's Ashes: A Memoir 1996'da yayımlandığında ortaya çıkan şey bir ilk kitap değildir aslında; kırk yıl boyunca içeride biriktirilmiş, sınıfta öğrencilere parça parça anlatılmış bir hayatın nihayet bulduğu biçimdir...

Sefaletle Geçen Çocukluk

McCourt 1930'da Brooklyn'de İrlandalı Katolik bir ailenin çocuğu olarak doğar; babası Büyük Buhran'ın ortasında iş bulamayınca aile dört yaşındaki Frank'i alıp annesinin memleketi Limerick'e döner. Bu dönüşle birlikte onları bekleyen yoksulluğun bedeli ağır olur; kardeşlerinden ikisi küçük yaşta ölür, baba içkiye gömülür, ev nemden çürür. McCourt yıllar sonra bunu anlatırken “mutlu bir çocukluğun anlatılmaya değmeyeceğini” söyler; sıradan sefaletten de öte olanın, İrlandalı-Katolik bir sefalet olduğunu da sözlerine ekler.

11 yaşında tifoya yakalanıp on dört hafta hastanede yatması bir “hediye”ye dönüşür. Shakespeare'in dizeleriyle ilk kez hastanede karşılaşır, kitaplara erişim imkânı bulur. Katolik eğitiminin yarattığı baskı elbette hiç peşini bırakmaz.

19 yaşında tek başına Amerika'ya döner. Bellboy olarak çalışır, New York Halk Kütüphanesinde kendi kendini eğitir, askerlik yapar ve G.I. Bill sayesinde üniversiteye girer. Ardından otuz yıl sürecek olan öğretmenlik kariyeri başlar; önce Staten Island'da bir meslek lisesinde, sonra Manhattan'ın seçkin Stuyvesant Lisesinde eğitim verir.

Sınıfta yaptığı şey geleneksel anlamda öğretmenliğin çok ötesindedir. “Öğretmek yerine hikâyeler anlattığı" bir üslubu yeğler. Öğrencileri hatta kendisi bile “öğrettiğini” sanır fakat aslında öğrenen o olur. Yazar David Lipsky, Stuyvesant'ta yazmak isteyen bir öğrencinin gideceği tek adresin McCourt olduğunu anlatır. Öğrenciler, bu lise öğretmenine yönlendirilir. Öğrencilerinden Susan Jane Gilman, onu sınıfta bile bir dahi olarak gördüklerini, sonradan dünya çapında tanınmasının kendileri için bir “adalet” hissi yarattığını ifade eder.

Ama McCourt bu otuz yıl boyunca yazacağının hep farkındadır. Bu bilginin onu neredeyse “şizofrenik” bir hâle getirdiğini söyler bir söyleşide. Ailesine ve çevresindeki insanlara karşı sorumluluk hisseder, onların yoksullukla başa çıkma biçimlerini ve mizahi yönlerini aktarmak zorunda olduğunu düşünür içten içe.

“İnsanların onurunu, zorluklarla ve yoksullukla başa çıkma biçimlerini ve mizahlarını aktarmak zorunda olduğumu hissettim” [Terry Gross, "Frank McCourt: A Responsibility to Write", Fresh Air, NPR, 1996 (2009'da yeniden yayınlandı)].

Altmışlı Yaşlarda Gelen Eser Klasiğe Dönüştü

Angela's Ashes: A Memoir 1996'da, McCourt 66 yaşındayken yayımlandı. Kitap anında bir fenomene dönüştü; New York Times çok satanlar listesinde 115 hafta kaldı, 1997'de Pulitzer Ödülü'nü ve National Book Critics Circle Ödülü'nü kazandı. Bazı eleştirmenler ve Limerick halkının bir kısmı onu çocukluğunu abarttığı, para kazanmak için sefaleti pazarladığı iddialarıyla eleştirse de kitap saygın eleştirmenler tarafından bir anı türü klasiği olarak kabul görmeye devam ediyor.

Angela's Ashes: A Memoir’ i, Tis: A Memoir (1999) izler; bu kez New York'a dönüşünü, işçi olarak geçirdiği yılları anlatır. Üçlemenin son kitabı Teacher Man (2005) de ise, otuz yıllık öğretmenlik hayatına odaklanır ve ilk gününde bir öğrencinin sandviçini yediği için; ikinci gününde ise, bir koyunla arkadaş olabilme olasılığından bahsettiği için neredeyse kovulma noktasına geldiğini anlatır.

Frank McCourt'un öz yaşam hikâyesi, 2009 yılının 19 Temmuz'unda, 78 yaşında, melanomdan hayatını kaybetmesiyle sonlanır.

Eserleri aynı zamanda Alan Parker yönetmenliğinde sinemaya da uyarlanır. Frank McCourt'un annesine, Emily Watson (Angela); babasına ise, Robert Carlyle (baba Malachy) hayat verir. Her uyarlama eser gibi film eleştirmenlerden karışık tepkiler alır. Bir kesim kitaptaki iç sesi ve mizahı sinemaya taşımanın zorluğunu dile getirirken diğer kesim de filmi “kasvetli” bulur. Kitabı okuyanların ortak görüşü ise, kitabın sıcaklığının ve kara mizahının perdeye tam yansımadığıdır. Seri ülkemizde de okurlarla buluşmuştur. Angela's Ashes: A Memoir, Angela'nın Külleri; Tis: A Memoir, Angela'nın Külleri-2 Umuda Doğru (2011) adlarıyla ve Neşe Olcaytu çevirisiyle (Epsilon Yayınevi); Teacher Man ise, Öğretmen (2006) adıyla ve Pınar Öcal çevirisiyle (Altın Kitaplar) Türkçeye kazandırılmıştır.

Geç Kalmadı Kitaplarını 30 Yıl Boyunca Yazdı

Klasik eser statüsüne yükselmesi, metinlerinde sefaleti bir kara mizah emsaline dönüştürmesinin yanı sıra bu sefaleti çocukluğunun gözünden anlatabilmesi sayesindedir. Yetişkin McCourt, çocukluğunun -yorum katmadan- bilgisiyle sınırlı kalan bir ses kurabilmiştir.

McCourt'un hikâyesi genellikle “yazmak için asla geç değildir” başlığı altında anlatılır ki bu okuma, otuz yılın boşa geçtiği izlenimini verir ve bu yanlıştır. Zira sınıfta anlattığı hikâyeler, kitaba dönüşmeden önce zaten bir biçim kazanmıştır; öğrencilerinin tepkileriyle yontulmuş, hangi ayrıntının işe yaradığını sınıfta test edilerek bir anlatı olmuştur. Kitap altmışlı yaşlarda gelmiştir ama yazar otuz yıldır hazırlanmaktadır.

İrlanda'nın Hikâye Geleneğinden İlham Aldı

McCourt'un düzyazısı, noktalama işaretini bir sınır değil bir tercih meselesi olarak görür zira tırnak işaretini diyaloglarda neredeyse hiç kullanmaz, konuşmayı doğrudan cümlenin akışına gömer. Bu da metni tek bir kesintisiz iç sesmiş gibi okutur; sanki McCourt anlatmıyor, hatırlıyordur. Cümleleri kimi zaman uzar, “ve”lerle birbirine eklenir, bir çocuğun soluk almadan konuşması gibi ilerler; kimi zaman da tek bir vuruşta biter. Bu ritim, İrlanda'nın sözlü hikâye anlatıcılığı geleneğinden gelir ki yazıya aktarılmış olsa da aslında yüksek sesle anlatılmak için vücut bulmuştur.

Elde Var Mizah

Kitabın en tartışmalı ve bir o kadar da özgün tarafı McCourt’un; açlığı, ölümü, alkolizmi anlatırken bile mizahı elden bırakmamasıdır. Çocukluğunda kardeşiyle komşu cenazelerine gitmeyi “Ayın Ölümü Kulübü” diye adlandırdıklarını anlatması, bunun en çarpıcı örneğidir. Her cenaze onlar için bedava yemek demektir. Cehennemi tarif ederken bile tuhaf bir keyifle abartır:

“Milyonlarca mil kalınlığında duvarlar, milyonlarca derece sıcaklık ve sonsuza dek arkanıza dirgen saplamaya hazır zebaniler” [Terry Gross, "Frank McCourt: A Responsibility to Write", Fresh Air, NPR, 1996 (2009'da yeniden yayınlandı)].

Belki de bu kara mizah, acıyı hafifletmek için değil tam tersine, İrlandalı yoksul bir çocuğun elindeki tek kozun ne olduğunu göstermek içindir. 

 

KAYNAKÇA

Ayşe Müge Ak, "Frank McCourt'ın Angela'nın Külleri Eserinde Fakirliğin Karakter Oluşumuna Etkisi", Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi, 2018.

Zehra Aydın Koçak, "The Absentee Parent in the Representation of the Child in the 20th Century Novel", Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2024.

NPR, "A Responsibility to Write" röportajı (Terry Gross, 1996). Education Week, "Frank McCourt the Teacher". Literary Cavalcade, "Writing in the First Person".
SuperSummary, Teacher Man çalışma kılavuzu.

 

MERAK EDİLENLER

Frank McCourt kimdir?

Frank McCourt (1930-2009), İrlanda kökenli Amerikalı yazar ve öğretmendir. New York'ta lise öğretmenliği yaptıktan sonra 66 yaşında yayımladığı Angela's Ashes ile 1997 Pulitzer Ödülü'nü kazanmıştır.

Frank McCourt'un hangi kitapları var?

McCourt'un anı üçlemesi şu kitaplardan oluşur: Angela's Ashes: A Memoir (1996), 'Tis: A Memoir (1999) ve Teacher Man: A Memoir (2005).

Frank McCourt'un kitapları Türkçeye çevrildi mi?

Evet. Angela's Ashes, Neşe Olcaytu çevirisiyle Angela'nın Külleri adıyla; 'Tis, yine Olcaytu çevirisiyle Angela'nın Külleri-2 Umuda Doğru (2011) adıyla Epsilon Yayınevi'nden; Teacher Man ise Pınar Öcal çevirisiyle, Öğretmen (2006) adıyla Altın Kitaplar'dan çıkmıştır.

Angela's Ashes neden bu kadar etkileyici bulunur?
Kitap, McCourt'un çocukluğunu yetişkin bir yorum katmadan, o günün çocuğunun bilgisiyle sınırlı bir sesle anlatır; bu teknik, aşırı yoksulluk gibi ağır bir konuyu kara mizahla dengeleyerek metni klasikleştirir.

Frank McCourt'un kitabı filme uyarlandı mı?
Evet, Angela's Ashes 1999'da Alan Parker yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı; Emily Watson ve Robert Carlyle başrollerde yer aldı.

Frank McCourt neden altmışlı yaşlarına kadar yazmadı?
Aslında hiç durmadan "hazırlanıyordu"; otuz yıl boyunca sınıfında öğrencilerine anlattığı hikâyeler, kitaba dönüşmeden önce zaten öğrencilerinin tepkileriyle şekillenmiş bir anlatıya dönüşmüştü.

All rights reserved – Copyright by Ümmü Akkuş – 2026*